Northern Cyprus Tourism

June 27, 2009

Yerli Turizciler Yine Umutsuz

Filed under: Genel

Yerli Turizciler Yine Umutsuz

Filed under: Genel

Kuzey Kıbrıs Farklı bir Turizm Destinasyonu olmalı

Filed under: Genel

Kuzey Kıbrıs aynı bütçeyle devam; yeni yatırım istemiyor
Kaynak: Özlem Kapar - Turizmhabercisi.com


Yıl sonuna kadar 15-20 artış bekleniyor.

Kıbrıs Türk Turizm ve Seyahat Acenteleri Birliği (KITSAB), Turizm Gazetecileri ve Yazarları (TUYED) üyelerine yönelik, 5-7 Haziran tarihleri arasında bir bilgilendirme gezisi düzenledi. KKTC’li turizmcilerle biraraya gelen gazeteciler, ada turizmi hakkında genel bilgiler alırken, yeni yatırımlar ve 2009 hedefleri ile ilgili de sektörün önde gelen isimleri ile sohbet etme fırsatı buldu.

Konaklama kesimi KKTC’deki yeni turizm yatırımlarının doyum noktasına geldiğini, bundan sonra yapılacak yeni yatırımların bindikleri dalı kesmek anlamına geleceğini ifade ederken, acenteler yüzde 30′larda kalan doluluğu yükseltmek amacıyla yeni pazarlara ulaşmak için yaptıkları çalışmaları aktardı.

KKTC’nin 2009 tanıtım bütçesi geçen yılki gibi 5 milyon dolar, ancak bu yıl bu bütçenin harcama kalemlerinde olumlu gelişmeler var. KKTC’ye gelen turist sayısında geçen yıla göre yüzde 15-20 artış bekleniyor.

KITOB Başkanı Mehmet Dolmacı ve KITSAB Başkanı Özbek Dedekorkut’un gazetecilerle sohbetinden öne çıkan başlıklar şöyle:

KITOB: KKTC pahalı bir turizm modeli 

Kuzey Kıbrıs’ın turizmde farklı bir ürün ve marka olduğunu savunan Kıbrıs Türk Otelciler Birliği (KITOB) Başkanı Mehmet Dolmacı, şartlar ne olursa olsun adadaki turizmin Yunanistan, Türkiye veya Mısır gibi birçok ana karaya göre daha pahalı bir turizm modeli olduğunu iddia etti. Dolmacı, "Son yıllarda kitle turizmi modeli dönemi kapanmaktadır. Kimse artık tatile gideyim de iki hafta kumda yatayım demiyor. İngiltere’den Güney Afrika’ya orada eğitim vermek üzere tatile giden birçok insan var mesela. Turistler gittikleri destinasyonlarda artık mutlaka oranın kültürünü tatmak istiyor. İşte bunun için Kuzey Kıbrıs butik bir otel gibi çalışıp butik bir ülke olmalı. Bunun için turistin buraya gelirken uçağa bindiği ilk andan itibaren indiği havalimanına, otobüse, otele, restorana, markete kadar her noktadaki kaliteyi arttırmalıyız. Biz bu hedefte yürüyoruz. Bu hedefte yürümeyen, kitle turizmine yönelen Güney Kıbrıs, hızla betonlaşarak elindeki son şansı kaybetti" dedi.

Antalya ile rekabet edemeyiz

Kuzey Kıbrıs’ın bozulmamış doğası, zengin tarih ve kültürü, sevecen-sıcakkanlı turizme hizmet edebilecek insan gücü, denizi-kumu-güneşi, coğrafi konumu ve ulaşım avantajı nedeniyle butik bir ülke olma yolunda yürüdüğünü kaydeden Dolmacı, şöyle konuştu:

"Antalya gibi kitle turizmine yönelip, hiç kazanamayacağımız bir yarışa girmeyi düşünmüyoruz. Otel merkezli bu yarışta Antalya bizi kuşkusuz yenecektir. Yurtdışından gelen turist otel bazında Antalya ile Kuzey Kıbrıs’ı kıyaslayacaksa neden iki saat daha fazla uçup buraya gelsin ki? Fakat biz diğer avantajlarımızı doğru bir şekilde ortaya çıkarırsak o zaman turist iki saat daha fazla uçar."

Yeni yatağa ihtiyaç yok

Otel sayıları ile ilgilenmediklerini kaydeden Mehmet Dolmacı, önümüzdeki yılarda hayata geçecek tesislerin 4 ve 5 yıldızlı olduğunu söyledi. Büyük oteller yerine daha küçük yatak sayılarına sahip, standartları çok yüksek butik oteller yapılmasının Kuzey Kıbrıs için daha uygun olduğunu vurgulayan Dolmacı, "Yatak sayısının arttırılmasındaki ana hedef TUI gibi dev tur operatörlerini buraya çekmekti. Bana göre bu yanlış bir hedef. O yüzden biz KITOB olarak artık bu ülkede yeni otel yapmanın teşvik edilmemesi gerektiğini söylüyoruz. Her ülkenin taşıma kapasitesi vardır, Kuzey Kıbrıs’ın taşıma kapasitesi dolmuştur. Çünkü kaynaklarımız kıttır, su, enerji, insan gücü kaynaklarımız kıttır. KKTC’nin sahip olması gereken yatak sayısı 50 bini geçmemelidir. Yani şu anda devam eden projelerle 55 bin yatak hayata geçince doyum noktasına ulaşacağız. Bu sayının üzerine çıkarsak kendi bindiğimiz dalı keseriz." diye konuştu.

KKTC’nin devlet olarak bir turizm master planı hazırlaması gerektiğini savunan KITOB Başkanı Dolmacı, yeni yatak inşaatlarının teşvik edilmemesini bunun yerine yeni golf sahaları, eğlence merkezleri, hayvanat bahçeleri gibi turizmin yan ürünlerinin teşvik edilmesi gerektiğini kaydetti. 

Güzelyurt kurtuldu

Bafra bölgesi dışında Turizm Bölgesi ilan edilen Güzelyurt’ta bu karardan vazgeçildiğini hatırlatan Dolmacı, istenen doluluk kapasitesi yakalanmadan yeni bölgeleri turizm bölgesi olmaya teşvik etmenin yanlış olduğunu vurguladı. Dolmacı, KITOB olarak Güzelyurt’un turizm bölgesi olma kararının iptal edilmesini sevinçle karşıladıklarını sözlerine ekledi.

Adanın doluluk ortalamasının yüzde 30′larda kaldığını açıklayan Dolmacı, kumarhanelerin turizmde büyük avantaj olduğunu belirtti. Kumarhanelerin yanlış stratejiler nedeniyle bugün turizmde günah keçisine dönüştürüldüğünü savunan Dolmacı, "Turizmde diğer yan ürünleri geliştiremediğimiz için Kuzey Kıbrıs’ta kumarhaneler tek ürün gibi algılandı. Oysa ki kumarhaneler KKTC turizminde sadece bir renk ve şanstır. Doğu Akdeniz’de kumarhaneleri olan tek ülke biziz bu açıdan çok şanslıyız. ‘Kumarhaneler kötüdür’, ‘Sadece kumarhaneler var’ gibi mantıkla gidersek yanlış yaparız." dedi.

Yüzde 15-20 artış bekleniyor

KKTC’ye geçen yıl 400 bin turist geldiğini açıklayan Dolmacı, bu yılın sonuna kadar toplamda yüzde 15-20 artış beklediklerini; Türkiye’den gelen turist sayısında düşüş, İngiltere’den ise yükseliş tahmin ettiklerini sözlerine ekledi. Dolmacı, Türkiye’den kumarhane için gelen turist profilinin Avrupa’dan gelenlere göre daha çok para harcadığını söyledi.

KITSAB: En az 850 bin turist gelmesi lazım

Kıbrıs Türk Turizm ve Seyahat Acenteleri Birliği (KITSAB) Başkanı  Özbek Dedekorkut da, ortalama doluluk oranlarının yüzde 20-30 olduğunu hatırlatarak, turizmden istenilen düzeyde gelir elde edebilmek için yılda en az 850 bin turist ağırlamaları gerektiğini kaydetti.

KKTC’de elektrik, su gibi maliyetlerin çok yüksek olduğunu belirten Dedekorkut, Antalya’daki otelcilerin bu tip maliyetlerinin toplam maliyetler içindeki payının en fazla yüzde 3 olduğunu, KKTC’de ise bu oranın yüzde 12′ye kadar çıktığını ifade etti. Bunun yanı sıra işçilik maliyetlerinin çok yüksek olduğunu anlatan Dedekorkut, "Mesela Antalya’da 1 kg. domatesi 1 liraya alıyorlarsa biz burada 3-3,5 liraya alıyoruz. Böyle olunca kâr etmemiz mümkün değildir. Bu yıl doluluk oranımız artsa da kazandığımız para artamayacaktır. Bu maliyetler nedeniyle bizim herşey dahil sistem uygulamamız sözkonusu bile olamaz, zaten bunu yapmak da istemiyoruz" dedi.

Ortalama geceleme 3,5′a düştü

KKTC’de geçen yıl turizm gelirinin 380 milyon dolar olduğunu bildiren Dedekorkut, ortalama gecelemenin de 4 sene önce 6,5 olduğunu şu anda 3,5′a düştüğünü söyledi.

Tanıtım bütçesi 5 milyon dolar

Kuzey Kıbrıs’ın 2009 için tanıtım bütçesinin geçen yılki gibi 5 milyon dolar olduğunu kaydeden Dedekorkut, şöyle konuştu: "Geçen sene 5 milyon dolarlık tanıtım bütçesinden maaş alan 140 personel vardı, yaklaşık 2 milyon dolar bu maaşlara harcanıyordu. Geçen hafta hükümet bir karar alarak bu 140 kişinin maaşını bu bütçeden çıkardı. Bu çok sevindirici bir gelişmedir bizim için. Çünkü bu 2 milyon dolar da turizmde tanıtım için kullanılacaktır."

6 bin İtalyan gelecek

Ulaşımın ucuzlaması için bu yıl çeşitli teşvik sistemlerinin geliştirildiğini anlatan Dedekorkut, bunun da yeni ülke pazarlarına yaradığını ifade etti. KITSAB Başkanı Dedekorkut, "İtalya’dan yaklaşık 6 bin turist gelecek. İnglitere’den yeterince artış yok, ancak Pegasus’un uçuşları sayesinde yine de artış yakalanabilir. Türkiye’de de Bursa, Kayseri gibi yeni uçuş noktaları açıldı, bunlar bizim için çok iyi gelişmeler. Bizim hedefimiz Türkiye’den en azından 13-14 uçuş noktasına ulaşmak" dedi.

İsrail için çalışıyoruz

İsrail pazarının coğrafi konumu ve yüksek gelir bırakmaları nedeniyle KKTC turizmi için önemli olduğunu sözlerine ekleyen Dedekorkut, bunun için havayollarına yeni projeler sunduklarını açıklayarak "Atlasjet’e Hatay üzerinden Tel Aviv uçuşları önerdik. Tel Aviv-Hatay-Ercan uçuşlarının başlatılmasını istedik" diye konuştu. Dedekorkut, Almanya için de çalışmalarının da sürdüğünü kaydetti. Pegasus’un Almanya-Ercan uçtuğunu hatırlatan Dedekorkut, bu uçuşlarda istenilen doluluğa ulaşılamadığını bildirdi.

KKTC turizminin kısa tarihi

KKTC, 1974 yılında 2 bin 900 yatakla turizme başladı. 1975 yılında KTHY kuruldu ve İstanbul, Ankara’dan seferler başladı. 80′li yıllarda bu uçaklar İngiltere’ye de uçuş gerçekleştirdi. Ambargolar nedeniyle KKTC’ye Türkiye dışında direkt uçmak günümüzde hala mümkün değil. Kuzey Kıbrıslı turizmciler uluslararası platformlarda bu konudaki hak arama ve girişimlerini sürdürüyorlar.

KKTC’de 1980′lerin sonuna doğru çıkarılan Turizm Teşvik Yasası ile yatak sayısı 8 binlere çıktı. 2003 yılında ortaya atılan  Annan Planı ile siyasi çözüm umudu doğunca yatırımcıların kabaran iştahıyla yatak sayısı 15 bin 500′e çıktı. Şu günlerde 11 bin yatağın inşaatı da devam ediyor. Halen süren tüm projeler hayata geçince önümüzdeki 5 yıla kadar KKTC’de 55 bin yatak olacak. KITOB Başkanı Dolmacı’nın tahminine göre gelecek 3 yıl içinde 30 bin yatağa ulaşılacak. Çünkü şu anda Girne’de inşa edilen Kantara Palace’ın tek başına bile yatak sayısı bin 500

Nasıl Bir Turizm

Filed under: Genel

2003 yılında esmeye başlayan barış ve çözüm rüzgarlarının ülkemizde yaratmış olduğu olumlu hava ile birçok dış yatırımcının yöneldiği ve ekonominin bir anda tavan yaptığı ülkemizde maalesef çözüme ulaşılmadığı için, ülke ekonomisinde yeniden bir daralma oluştu. Özellikle dünyada yaşanan ekonomik krizin etkileride ülkemizde yaşanan krizi tetikledi. Bugün içinde bulunduğumuz durumun akılcı politikalarla aşılması mümkündür. Özellikle turizmdeki avantajlarımızı kullanır ve 2009 yılında imzalanması planlanan çerçeve antlaşmasının sinyalleri ile dünyayı ikna edebilirsek, Mayıs ayından başlayarak ciddi bir şekilde ekonomide rahatlama sağlayabiliriz. Nedir Turizmdeki avantajlarımız; Euro zonunun dışında olmak, Sterling ve Tl kullanmak… Tüm dünyada ülkemizi Euro ve Dolar kullanan ülkelere göre oldukça cazip bir destinasyon haline getirmiştir. Dünyada artan kriminal suçlara göre ülkemizdeki suç oranlarının az olması –Güvenli bir ülke – oluşumuz. Kültür, doğa ve çevre yönünden hala daha avrupanın en bakir destinasyonlarından oluşumuz ve insanımızın turiste karşı olan oldukça misafirper yaklaşımları. Tabi tüm bu değerleri korurken içteki ev ödevlerimizide hızlı bir şekilde tamamlamak şart. Öte yandan 2009 sonu 2010 başında Kıbrısta imzalanması hedeflenen çerçeve antlaşması yabancı yatırımcıları yeniden ülkemizde yaşanacak ekonomik gelişmeden pay almak için yatırımlarını yoğunlaştıracağı bir dönem olacaktır. Bu da ciddi anlamda emlak sektörünü hareketlendirerek turizmin ve inşaat sektörünün yaratacağı tetikleme etkisi ile ülkemizdeki tüm sektörlerin yeniden canlanmasını sağlayacaktır. Bu noktada doğru politikaları geliştirmek, doğru kural ,yöntem ve uygulamalarla hareket edilirse önümüzdeki yıllarda ülkemiz her anlamda gercek bir cennet olabilir. Özellikle turizmde yatak sayısının teşvik edilmesi durdurulmalı, ve pastayı büyütmek için özellikle turist taşımacılığı yapacak charter seferler teşvik edilmeli, yeni destinasyonlar açılırken, mevcut destinasyonlarda geliştirilmelidir. Bununla birlikte ülkedeki atıl yatak kapasitesi yeniden ekonomiye kazandırılmalı, ve ülkenin toplam kalitesinin artırılması için ülkede topyekün yeniden bir yapılandırılmaya gidilmelidir. Özellikle insanımızın yeniden turizme döndürülmesi sağlanmalı ve bunun için gerekli tedbirler alınmalıdır. Turizm yeniden şekillendirilirken içe (otele ) dönük değil, dışa( ülke geneline) yayılacak katma değer yaratan modeller geliştirilmeli ve turizm bu eksende çeşitlendirilmelidir ki ülkenin kıt kaynakları tüketilirken halkın tümü turizmden eşit pay alabilsin. Ve en fazla katma değer sağlanabilsin. Saygılarımla, Mehmet Dolmacı

May 26, 2009

Yapabilseydim

Filed under: Güzel Hikayeler

YAPABİLSEYDİM !

   Genç bir insanken,dünyayı değiştirmek istemiştim.Ne var ki dünyayı değiştirmenin çok zor olduğunu gördüm,bu yüzden ulusumu değiştirmeye  çalıştım.Ulusumu değiştiremeyeceğimi anladığımda ,yaşadığım kente diktim gözlerimi.Ne var ki yaşlı bir adam olarak kentimi değiştiremedim;o zaman ailemi değiştirmeye karar verdim…

   Şimdi yaşlı bir insan olarak,tek değiştirebileceğim şeyin kendim olduğunun farkına vardım ve birden anladım ki,eğer uzun süre önce kendimi değiştirseydim ailemi etkileyebilirdim.Ben ve ailem kenti etkilerdik…Kentin etkisi ulusu değiştirirdi ve ben dünyayı değiştirebilirdim,gerçekten de…

                             bir keşiş

May 5, 2009

Filed under: Genel

     
        2003 yılında esmeye başlayan barış ve çözüm rüzgarlarının ülkemizde yaratmış olduğu olumlu hava ile birçok dış yatırımcının yöneldiği ve ekonominin bir anda tavan yaptığı ülkemizde maalesef çözüme ulaşılmadığı için, ülke ekonomisinde yeniden bir daralma oluştu.  Özellikle dünyada yaşanan ekonomik krizin etkileride ülkemizde yaşanan krizi tetikledi.  Bugün içinde bulunduğumuz durumun akılcı politikalarla aşılması  mümkündür. Özellikle turizmdeki  avantajlarımızı kullanır ve 2009 yılında imzalanması planlanan çerçeve antlaşmasının sinyalleri ile dünyayı ikna edebilirsek, Mayıs ayından başlayarak ciddi bir şekilde ekonomide rahatlama sağlayabiliriz.
    Nedir Turizmdeki avantajlarımız;
    Euro zonunun dışında olmak, Sterling ve Tl kullanmak… Tüm dünyada ülkemizi Euro ve Dolar kullanan ülkelere göre oldukça cazip bir destinasyon haline getirmiştir.
    Dünyada artan kriminal suçlara göre ülkemizdeki suç oranlarının az olması –Güvenli bir ülke – oluşumuz.
    Kültür, doğa ve çevre yönünden hala daha avrupanın en bakir
destinasyonlarından oluşumuz ve insanımızın turiste karşı olan oldukça misafirper yaklaşımları.
    Tabi tüm bu değerleri korurken içteki ev ödevlerimizide hızlı bir şekilde tamamlamak şart.
   Öte yandan 2009 sonu 2010 başında Kıbrısta imzalanması hedeflenen çerçeve antlaşması yabancı yatırımcıları yeniden ülkemizde yaşanacak ekonomik gelişmeden pay almak için yatırımlarını yoğunlaştıracağı bir dönem olacaktır. Bu da ciddi anlamda emlak sektörünü  hareketlendirerek turizmin ve inşaat sektörünün yaratacağı tetikleme etkisi ile ülkemizdeki tüm sektörlerin yeniden canlanmasını sağlayacaktır. Bu noktada doğru politikaları geliştirmek,  doğru kural ,yöntem ve uygulamalarla hareket edilirse önümüzdeki yıllarda ülkemiz her anlamda gercek bir cennet olabilir.

 

     Özellikle turizmde yatak sayısının teşvik edilmesi durdurulmalı, ve pastayı büyütmek için özellikle turist taşımacılığı yapacak charter seferler teşvik edilmeli, yeni destinasyonlar açılırken, mevcut destinasyonlarda geliştirilmelidir. Bununla birlikte ülkedeki atıl yatak kapasitesi yeniden ekonomiye kazandırılmalı, ve ülkenin toplam kalitesinin artırılması için ülkede topyekün yeniden bir yapılandırılmaya gidilmelidir.
   Özellikle insanımızın yeniden turizme döndürülmesi sağlanmalı ve bunun için gerekli tedbirler alınmalıdır. Turizm yeniden şekillendirilirken içe (otele ) dönük değil, dışa( ülke geneline) yayılacak katma değer yaratan modeller geliştirilmeli ve turizm bu eksende çeşitlendirilmelidir ki ülkenin kıt kaynakları tüketilirken  halkın tümü turizmden eşit pay alabilsin. Ve en fazla katma değer sağlanabilsin.

 

 

Saygılarımla,

 

Mehmet Dolmacı
KITOB
Başkan

Eskiler

Filed under: Güzel Hikayeler

 Benim çocukluğumda annelerimiz çalışmazdı.
      Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım.
      Hatta babanım bile anahtarı yoktu. Annem evimizin bir parçası gibiydi,hep evdeydi.
      Heryere birlikte giderdik, zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu ki.

      En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı.
      Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani.
      Cafelerde, alış veriş merkezlerinde buluşmazdık.
      Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya, zıplaya yürüyerek gelirdik.
      Servis falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi.
      Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile  dalardık.
      Annelerimiz bu durumu bildiklerinden kardeşlerimizle bizlere ekmek arası bir şeyler hazırlar gönderirdi.
      Mahallemizdeki teyzeler annemiz gibiydi. Susayınca girer evlerine su  içerdik.
      Ya da pencereden bir sürahi bir bardak uzatır, hepimiz aynı  bardaktan kana kana içerdik.
      Kısacacı evine girip gelen ( ki sadece çişi gelen giderdi evine ) elinde mutlaka yiyecekle dönerdi.
      Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi.
      Bu bazen bir kurabiye bazen bir meyve olurdu.

      Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın üstüne koyar oyun bitince geri alırdık.
      Çok garip ama kimse almazdı. Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi.
      Düşünce kaldırırlar, kavga edince barıştılırdık. Polisler gelmezdi kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı.
      Sonra kavgalarımız da öyle ustura, falçata ile olmaz, onlar nedir
      bilmezdik bile, asla kanla falan da bitmezdi, en fazla saçlarımızdan
      çeker, hayvan adları sayar, tekme atar, yine oyuna dalardık.
      Birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık.
      Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık.
      Azar işitip, acillere taşınmazdık. Düşerdik ekmek çiğner basarlardı
      alnımıza, oyuna devam ederdik. Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik.

      Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim.
      Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki. Komşumu tanımıyorum ama evinin camında,
      temizliğe gelen kadını haftada bir görür kolay gelsin der konuşurum.
      Onun dışında orada kim oturur hiç bilmem.
      Evimizi kendimiz temizlerdik, kapı silmece ; bilmem kaç kuruş
      hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik işleri.
      Evlerimiz var içinde yaşayan yok. Parklarımız var içinde oynayan çocuk yok.
      Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks binalar, ışıl ışıl vitrinler, girip çıkan yapay insanlar…
      Ruh yok, buz gibi buz, bu biz değiliz..

      Tahta iskemlelerimiz de oturan yaşlılarımız, onlara dede, nene diye hatırını soran çocuklarımız yok oldu.
      Ben kapılarında ‘ vale ‘ lerin, ‘ bady ‘ lerin beklediği yerlerden hep korkmuş çekinmişimdir.
      Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızıp, taksidini bitiremediği
      arabanın anahtarını, hiç tanımadığı birine vermek ters gelir bana.
      Benim değildir bu kültür.
      Ne ruhuma, ne kültürüme ne de cüzdanıma hitap eder.
      Nedir bunlar?
      Reklamlarla desteklenen beyni, ruhu ele geçirilmiş insanlar olduk.
      Birbirimize yabancı, yalnızlıklarımızla yaşar olduk.
      İyi de neden böyle olduk ?
      Biz mi istemiştik?
     
      Her toplum haketiği gibi yönetilir derler ya,hakettiği gibide yaşar diyelim mi ?
      (Yazari bilinmiyor)

Fare Öyküsü

Filed under: Güzel Hikayeler

Fare Öyküsü

 
Evin  minik faresi, duvardaki çatlaktan bakarken çiftçi ve eşinin mutfakta bir paketi  açtıklarını gördü. Kendi  kendine: 
 -   "İçinde hangi yiyecek var acaba ?" diye düşündü. 
 
Bir  süre sonra gördüğü paketin bir fare kapanı olduğunu anladığında yıkılmıştı. 
-   "Evde bir fare kapanı var!, evde bir fare kapanı var!" diye bağırarak telaşla  bahçeye fırladı. 
 

Minik  fareyi telaş içinde gören tavuk, umursamaz ve bilgiç bir tavırla başını kaldırdı  ve gıdakladı: 
 
-  "Zavallı farecik…Bu senin sorunun benim değil. Bana bir zararı olamaz küçücük  kapanın" dedi. 
 
Tavuktan  destek bulamayan farecik bu sefer telaşla domuzun yanına koştu ve, -  "Evde bir fare kapanı var!, evde bir fare kapanı var!" diye 
adeta çırpındı.  Domuz  anlayışla karşıladı ama, 
 
-  "Çok üzgünüm fare kardeş ama dua etmekten başka yapacağım bir şey yok. Dualarımda olacağından emin ol" 
dedi. 
 

Minik  fare çaresizlik içinde ineğe döndü ve , 
 
-  "Evde bir fare kapanı var, evde bir fare kapanı var!" dedi. 
 
İnek; -"Bak  fare kardeş, senin için üzgünüm ama beni ilgilendirmiyor." dedi. 
 
Sonunda  farecik, başı önde umutsuz şekilde eve döndü. Çiftçinin fare tuzağı ile bir gün  tek başına karşılaşmak 
zorunda olduğunu anladı…. 
 


O  gece evin içinde sanki ölüm sessizliği vardı. Minik farecik aç ve susuzdu. Tam  yorgunluktan gözleri kapanacaktı 
ki birden bir ses duyuldu. Gecenin sessizliğini  bölen gürültü, fare kapanından geliyordu. 
 
Çiftçinin  karısı, ne yakalandığını görmek için yatağından fırladı ve mutfağa koştu. 
 
Karanlıkta  kapana, zehirli bir yılanın kuyruğunun kısıldığını fark edememişti. 
 
Kuyruğu  kapana kısılan yılanın canı yanıyordu ve aniden çiftçinin karısını ısırdı. 
 


Çiftçi,  karısını apar topar doktora götürdü. Doktor, zehiri temizledi sardı. Çiftçi  karısını eve getirdi, yatırdı. 
Karısının ateşi yükseldi ve bir türlü düşmüyordu.  Kadıncağız ateş ve ter içinde kıvranıp duruyordu. 
 
Böyle  durumlarda taze tavuk suyunun gerekli olduğunu herkes bilir, çiftçi de bıçağını  alıp bahçeye koştu. 
 
Karısı  taze tavuk suyu çorbasını içti, biraz kendine geldi. 

 

Karısının hastalığını duyan  komşular ziyarete geldiler.  Onlara  ikram etmek için çiftçi domuzunu kesti……

Çiftçinin  karısı gittikçe kötüye gidiyordu. Yılan, belli ki çok zehirliydi. Birkaç  gün sonra çiftçinin karısı iyileşemedi 
ve öldü. 
 
Cenazesine  çok sayıda kişi gelince hepsine yeterli et sağlamak için çiftçi ineği mezbahaya  yolladı…..


 
 
Fare  tüm bu olanları büyük üzüntü ile duvardaki deliğinden izledi. Birisi,  sizi ilgilendirmediğini düşündüğünüz bir tehlike ile 
karşı karşıya ise hepimizin  aynı tehlikede olabileceğini hatırlayalım. Hepimiz  yaşam denilen bu yolculukta yer alıyoruz. 
Diğerimiz için bir gözümüzü açık tutmalı ve  diğerlerini cesaretlendirmek için çaba harcamalıyız…. 

‘Asıl önemli olan ve memleketi temelinden yıkan, halkını esir eden, içerideki cephenin suskunluğudur. 
Mustafa Kemal Atatürk‘’

February 26, 2009

Neden Ben?

Filed under: Güzel Hikayeler

Efsane Wimbledon’un ilk zenci Şampiyonu Arthur Ashe kan naklinden kaptığı AIDS’den ölüm döşeğindeydi.. Hayranlarından biri sordu.. ‘Tanrı böylesine kötü bir hastalık için neden seni seçti?’ Arthur Ashe cevap verdi.. ‘Tüm dünyada 50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar, 5 milyonu tenis oynamayı öğrenir, 500 bini profesyonel tenisçi olur, 50 bini yarışmalara girer, 5 bini büyük turnuvalara erişir, 50’si Wimbledon’a kadar gelir, 4′ü yarı finale, 2’si finale kalır. Elimde şampiyonluk kupasını tutarken Tanrı’ya ‘Neden ben?’ diye hiç sormadım. Şimdi sancı çekerken, Tanrı’ya nasıl ‘Niye ben?’ derim?. Mutluluk insanı tatlı yapar. Başarı ışıltılı.. Zorluklar güçlü.. Hüzün insanı insan yapar, yenilgi mütevazı.. Tanrı’ya asla ‘Neden ben’ diye sormayın. Ne olacaksa olur.

January 31, 2009

Levent Özadam köşe yazısı

Filed under: Genel

Turizm seçimlere kurban edilmemeli!

Turizm bakanı her ne kadar erken seçim kararının turizme olumsuz etkisinin olmayacağını söylese de sektör pek bakan gibi düşünmüyor.
Bizde adettir, seçim moduna girildi mi icraatlar birkaç aylığına askıya alınır, hatta bazıları seçim yasağı kapsamında olur ve olan da ilgili sektöre olur.
Bunu bir de seçim sonrası olası bir bakanlık değişikliği korkusu eklenince, o sektörde iş yapmak artık imkansız hale getirilir.
Dün KITOB başkanı Mehmet Dolmacı, sabah konuğumuzdu.
Onla yaptığımız söyleşi sonunda anladık ki artık ülkede sadece casınosu olmayanlar oteller değil, olanlar da SOS vermeye başladılar bile.
Işıklı ve şaşalı görünümlerin ardında çoğunda bir gelecek korkusu yaşanmaya başladı ve daralan pazardan dolayı onlar bile artık ilk tedbir olarak personel durdurmalara başladılar.
Otelciler Birliği’nin tüm özverili çalışmaları ve uyarılarına rağmen seçim moduna girdiğimizden dolayı da en azından bir üç ay onlar da bir icraat beklemiyorlar ve kendi önlemlerini almaya başladılar bile!

Otelcilerin en büyük sıkıntılarının başında maliyetlerin artması ama onların piyasa darlığı yüzünden fiyat arttıramaması geliyor.
Elektrik en büyük baş belası gibi faturalar biriktikçe birikiyor.
İki ve üç yıldızlı otellere bile gelen en az fatura miktarı 10.000 TL dolayında.
Bu miktarların bir kalemde ödenme imkanı yok çünkü kış sezonu olduğundan yatakların onda biri bile dolu değil.
Bu yıl sıkıntı casınolu otellerde de baş gösterdi ve en iyisi, en dolusunun yatak kapasitesi yüzde 40’ları bulmuyor.
Bir de buna casıno için gelen müşterilerden yatak parası alınmaması gelince, durum gün geçtikçe vahim bir hal alıyor.
Demek ki elektrik tüm işletmeler için artık ödenemez boyutlara ulaştı, demek ki seçim heyecanı içinde olunsa bile, bu konuda ilgililer bir önlem almak ve her hangi bir şekilde indirime gitmek zorunda.

Sektörde baş gösteren bir diğer sıkıntı da işletmelerin önlerini görememesi.
Zira, turizm öyle tezgahtaki döneri kesip müşteriye vermek kadar basit bir olay değil.
Otel sahipleri ve acenteler birkaç yıl öncesinin turistini şimdiden ayarlamak zorundalar çünkü rakip ülkelerle rekabet etmenin tek şartı da bu.
Ama, birkaç yılının ne personel maaşı belli ne uçak biletlerinin fiyatı ne de giderlerinin ne olacağı!
Demek ki, turizm hala bir sisteme oturtulamamış ve bunun sancıları son yıllarda daha fazla kendini gösteriyor.
Bu nedenle turizme siyaset üstü bir bakış gelmesi artık kaçınılmaz olmuş.
Burada Turizm Örgütü’nün ne kadar acil hayata geçirilmesi gündeme geliyor.

Ülkemiz turizmcilerinin bir ortak sıkıntısı da kamudaki hantal yapıdan kaynaklanıyor.
Turizm işletmelerinin kamu dairelerinde ki işlemlerini seri bir şekilde yürütmesinin imkanı yok!
Bir sayfalık ilgili belgenin imzalanması bile en az üç dört bakanlıktan geçiyor ama, buralarda yaşanan karmaşa ve hele de alt kadronun işleri yokuşa sürme inadı turizmciye illallah ettirmiş durumda.
Üst kademelerde işini daha kolay halledebilen turizmci iş alt kadroya gelince tıkanıklık yaşıyor ve turizmci olduğu için neredeyse kendinden nefret ediyor.

Sonuçta, önümüzde bir erken genel seçim olacağı için tüm sektörler de dahil olmak üzere turizmde de olumsuzluklar yaşanacağı kesin gibi görülüyor.
Bu da turizmin ülkemizde halen bir devlet politikası olarak kabul edilmediğinin işareti.
Belli ki halen, otellerimizin dörtte biri kapanırken, buna önümüzdeki günlerde yenileri de eklenecek.
Hatta bir çok casınolu otelin bile artık masrafları karşılayamayıp, otellerini ellerinden çıkarmayı düşündükleri söyleniyor.
Bu kez durum gerçekten çok ciddi ve batan ve batmakta olan otelleri kurtarmak da ne yazık ki sadece siyasilerimizin eline mahkum bırakılmış.
Erken seçim de tüm sorunların üstüne tuzu biberi oldu galiba!

Get free blog up and running in minutes with Blogsome
Theme designed by Jay of onefinejay.com