Northern Cyprus Tourism

September 6, 2009

KITOB, turizmde motivasyonu artırmak amasıyla Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın himayelerinde, Başbakan Derviş Eroğlu’nun katkılarıyla bu yıl 5′incisini düzenlediği “Green Olive Özel Turizm Ödülleri” ödüller sahiplerini buldu.

Filed under: Genel

Girne’deki Malpas Otel‘de gerçekleştirilen ödül töreninde Kıbrıs turizmine araştırma, yayın, ulaşım, çevre, yatırım, işletme ve kültür –sanat dallarında katkı koyanların yanı sıra; jüri özel ile KITOB özel ödülü olmak üzere 9 dalda ödül verildi.

 

Araştırma dalında Kuzey Kıbrıs Kaplumbağaları Koruma Derneği Başkanı Kutlay Keço, Ulaşım dalında THY adına THY KKTC Genel Müdürü Mustafa Uğurlu, Çevre dalında Kıbrıs Türk Biyologlar Derneği adına Başkan Niyazi Türkseven, Yatırım dalında Malpas Hotel Yönetim Kurulu Başkanı, Altınör Şirketler Grubu Direktörü Reşat Altınör, Kültür Sanat dalında Müzik Vakfı Müteveli Heyeti üyesi ve Festival Genel Koordinatörü Yılmaz Taner, Yayın dalında Çarok Reklamcılık adına Necla Çarıkçıgil ödül aldı.

KITOB’tan 2 özel ödül
KITOB ayrıca, Kıbrıs‘ın Türkiye‘deki müzik elçisi olarak kabul edilen Kıbrıslı sanatçı Ziynet Sali, “Altınsalkım Belgesel Film Festivali” nedeniyle Mehmetçik Belediye Başkanı Beyazıt Adalıer’e jüri özel ödülü, Birinci Medya Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Ertan Birinci’ye ise katkıları nedeniyle birer plaket verdi.

Talat: Turizm ve spor ‘Barış’ demektir
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ödül töreninde yaptığı konuşmada turizmin gelecekte ülke ekonomisinin motor gücü olacağını ifade ederek, KITOB’un verdiği ödüllerin sektör temsilcilerine motivasyon sağlaması açısından önem taşıdığını vurguladı.

“Turizm ve spor barışı desteklemek, insanları barışa davet etmektir. Ancak bunu söylerken ülkemizdeki ironik durumu da vurgulamak istiyorum; çünkü barış demek olan turizm ve spor, bizim ülkemizde, izolasyonların en fazla vurduğu alanlardır.” diyen Talat, son günlerde Rum tarafının, özellikle bu alanlara uyguladığı ambargo ve izolasyonları daha da katladığını söyledi.

Cumhurbaşkanı, KTHY ve CTA’ın Holidays Ltd’in İngiltere ile Kuzey Kıbrıs arasında doğrudan uçuşların başlaması için İngiliz Yüksek Mahkemesi’ne yaptığı başvurunun reddedilmesi konusuna da değinerek mahkemenin aldığı kararı eleştirdi.

Eroğlu: Hizmet sektörü ekonominin itici gücü
Başbakan Derviş Eroğlu ise, ilk başbakanlık döneminde yaptığı “Hizmet sektörü ekonominin itici gücü olacaktır” şeklindeki açıklama nedeniyle ağır tenkitler aldığını ancak bugün KKTC ekonomisini canlandıracak hizmet sektörlerinin başında turizm ve eğitimin geldiğini anımsatarak, bu sektörlerde yaşanan gelişmelerin memnuniyet verici söyledi.

Ülkenin iklim, coğrafya ve yapısının verdiği mesajların doğru şekilde algılanması durumunda yapılabilecekleri ortaya çıkarmanın kolay olacağını belirten Eroğlu, geçmişte 2 bin olan yatak kapasitesinin bugün 15 bine çıktığını, turizm bölgesi olarak seçilen bölgelerdeki yatırımların tamamlanmasıyla da bu sayının yaklaşık 15 bin daha artacağını kaydetti.
Bütün bu gelişmelerin, ülkenin yaşadığı tüm olumsuzluklara rağmen, turizmde ciddi mesafeler kastedildiğinin bir göstergesi olduğunu ifade eden Eroğlu, hükümet olarak gelecek yılın turizmini kurtarmak için şimdiden çalışmalara başladıklarını kaydetti.

1985 yılında yapılan turizm teşvik yasasından faydalanan birçok müteşebbisin önemli yatırımları hayata geçirdiğini, bu alandaki teşviklerini sürdüreceklerini söyleyen Eroğlu, turizm sektörünün daha iyi noktalara geleceğine inanç belirtti.

Dolmacı: yanlışı eleştiririz, doğruyu ödüllendiririz
KITOB Başkanı Mehmet Dolmacı ise, birlik olarak ülke turizminin gelişmesi için zaman zaman yanlış gördükleri işleri eleştirmenin yanında, doğru yapılan işleri de alkışlayarak motive etme sorumluluğunu her zaman hissettiklerini belirterek, son 2 yıl içinde ülke turizmi ve geleceğine önemli katkılar yapan kişi ve kurumları ödüllendirmeye çalıştıklarını söyledi. Dolmacı konuşmasının sonunda, ülke turizminin gelişmesine katkı sağlayan herkese teşekkür etti.

Doğru Turizm Hedefleri ve Önümüzdeki 20 yılda nerede olmalıyız?

Filed under: Genel

Doğru Turizm Hedefleri ve Önümüzdeki 20 Yılda Nerede Olmalıyız;

            İş hayatında başarının sırrı öngörü yapmakla çok alakalıdır.Eğer geleceği doğru koklar; doğru zamanda, doğru yerde, doğru yatırımı yaparsanız, bundan iyi bir gelir elde edeceğiniz kesindir. Başarılı işadamı ve  ülkelerin başarılarının sırrının altında büyük oranda öngörülerinin doğru olması yatar.  Her coğrafya ve her koşulda, doğru adımlarla başarı, işi kadere bırakmakla da başarızlık söz konusudur.

KKTC turizminin önümüzdeki 20 yılını belirlerken,
-         Dünyada turizmin nasıl başlayıp, hangi trendle geliştiğini;
-         KKTC’nin avantaj ve dezavantajlarını;
-         KKTC halkının beklentilerini;
Doğru okur ve doğru değerlendirirsek önümüzdeki 15 yılda Kuzey Kıbrıs , Doğu Akdeniz’in en önemli turizm merkezi olmaya adaydır.
Bunun için  her şeyden önce plan ve programlarımızı 5 er yıllık olarak düzenlememiz gerekecektir
Beş yıllık bir sürede, ülke içinde yeniden yapılanma, tanıtma ve pazarlamanın doğru şekilde hedef pazarlarda yapılması gerekmektedir.

Şimdi başa dönelim: Dünya turizmi nasıl başladı ve nasıl gelişiyor? Kısaca bir göz atalım ekonomik bir değer olarak turizmin başlaması II. Dünya Savaşı sonlarına rastlar. II. Dünya Savaşından sonra Avrupada sanayi devriminin gelişmesi ile, ağır şartlarda çalışan insanların, yılın bir kaç haftasını sıcak bir kumsalda tembel tembel kuma uzanma hayalleri ile şekillenen turizm, bir çok evreden geçerek(herşey dahil, kültür, eğlence) bu gün geldiği noktada insanların tatil süresince kısıtlı hayatlarında yapamadıklarını da yapma arzuları ile şekillenmektedir. Örneğin Spa’lar, sağlık turizmi, çeşitli seminerler, konferanslar, konserler, sanat festivalleri, spor, eğitim, yardım amaçlı hayır işleri v.b. Örneğin bu gün birçok İngiliz vatandaşının eğitim vermek ve çeşitli destekler sağlamak amacı ile Afrikayı bir destinasyon olarak seçmesi her geçen gün artmaktadır. Yani dünya turizmde gelişen trend denizde-kumda tembelik yapmak değil, kısa bir dönemi hep hayal edilen, özenilen bir veya birkaç etkinlikle doldurmak trendidir… Bir defa bunu hanemize önemli bir ev ödevi olarak herşeyden önce eklemeliyiz… ve Turizm ürünümüzü çeşitlendirmeyi teşviklendirmeliyiz.

İkinci unsur elbetteki ülkemizin avantaj ve dezavantlarımızdır, bir taraftan, işgücü kıt -pahalı , enerjisi az - pahalı, ulaşımı rakiplerine göre daha uzun - pahalı, yiyecek ve içecek ağırlıklı olarak ithal edilerek karşılanan - pahalı olan, her şeyden önemlisi suyu kendi vatandaşlarına bile yetmeyen  küçük bir ada ülkesiyiz. Bunlar rakiplerimize göre negatif unsurlar olarak önümüzde duruken, diğer tarafta ise turizm için ideal bir iklime sahibiz, vatandaşlarımızın eğitim seviyesi çok yüksekdir, kriminal suçlar bakımından dünyanın sayılı güvenli ülkelerindeniz , bozulmamış bir doğa (herşeye rağmen) ve çok zengin tarihi eserlerimiz var.  Avrupa, Ortadoğu başta olmak üzere bir çok ülkeden kolay ulaşım organize edilebilir. Ve Rakiplerimize göre en büyük avantajımız küçük bir coğrafya olmamızdan dolayı ülkenin toplam kalitesi hızla yükseltilebilir ve kolayca kontrol altında tutulabilir.
Avantaj ve dezavatajlarımızı alt alta yazıp okuduğumuz zaman,yapılacak tek şey, ucuz kitle turizmi yerine ülkenin toplam kalitesini hızla yükselterek bir pahalı marka ülke haline gelmeliyiz.  Yani insanlar Kuzey Kıbrıs’a geldikleri zaman, lüks bir ürün alacaklarının bilinci ile seçimlerini yapmalı ve o lüks ürünü ülkenin toplamında bulabilmelidir. Toplam kalite uçağa bindiği andan itibaren uçakta, indiği havalimanında, yollarda, otelinde, restaurantlarda, minibüs ve taxilerde, alışveriş yerlerinde, tarihi ve turistik yerlerin tümünde ve çevrede en üst düzeyde olmalı… Ancak o zaman şu an rakibimiz olan destinasyonlardan farklılaşıp onlarla rekabet şansını yakalarız. Öteki türlü Antalya / Mısır v.b dolmadan biz sinek avlamaya devam ederiz.

Bu noktada bu poletikaya uymayacağı düşünülen Bafra bölgesi ise, kendi içinde ayrı bir destianasyon olarak şekilendirilip ayrı bir marka olarak (Lasvegas gibi) pazarlanırsa hem bu bölge hemde ülkenin geneli bundan zarar görmez. Ayrıca bölgemizde(Doğu Akdenizde) olmayan casinolarıda farklı bir çeşit ve avantaj olarak kullanabiliriz.

Toplam kaliteyi yükseltip, üst gelir seviye gurubundan, turist profiline yönelik bir marka olmayı hedeflemişseniz; bunu ancak ve ancak kendi insanımızı turizmde istihdam ederek başarabiliriz. KKTC halkı inanmadan ve turizm gelirlerinden eşit pay almadığı bir modelde turizmin kalkınmasını bekleyemezsiniz. Herşeyden önce halkınızın turizme inanması bunun içinde geleceğinin orada olduğunu ve kıt kaynaklarını paylaşırken kendisininde bu kapıdan ekmek yediği doğru modeli geliştirmelisiniz. Turizm gelirlerini ülkenin geneline yayacak turizm modelerine yönelmeliyiz.(her şey dahil sistemine degil). Bunun içinde kamu – özel sektör arasındaki maaş ve sosyal hak dengesizliğini her şeyden önce ortadan kaldırmanız ve insanınızı hem teknik anlamada, hemde psikolojik olarak turizmde çalışma anlamında eğitmeniz gerekecek. Bu yüzden eğitim sisteminin radikal bir şekilde üreten insanları motive eden bir modelle yeniden yapılandırılması gerekiyor. Kendi insanımızı turizm sektöründe ‘’Kimlikli ev sahibi’’ yapmadan; ne insanımızın ne de turistlerin mutlu olmasını sağlayamayız.

Yukarda yazılanları tümü bir projenin ana unsurlarıdır ve ancak bir bütün halinde uygulanırsa başarılı olur. Aradan sadece bir yada birkaç adım seçmek bizi bulunduğumuz noktadan çok fazla ileriye götürmeyecektir. Bu yüzden bu adımların tümünün 5 er yıllık dönemler hedef alınarak birlikte atılması gerekiyor.

Yani kısaca önümüzdeki dönemde dev rakiplerle rekabet eden bir Kuzey Kıbrıs turizmi görmek istiyorsak, turistik ürünü ve pazarları çeşitlendirmek, ülkenin toplam kalitesini artırarak ‘’ kaliteli bir marka’’ olmak ve kendi insanızı turizmde istihdam etmek hedefinden şaşmamalıyız. Gerisi boşa kürek çekmektir.

Davul ve Tokmak

Filed under: Genel

Bir sezonun daha ortasına geldik, yine istediğimiz noktada değiliz, bir araba şikayet… hiç bitmeyecek gibi… Girdiler pahalı… Ulaşım yeterli ve ucuz degil… İşgücü yeterli ve kalifiye değil… Çevre, doğa ve kültür hızla bozuluyor… En önemlisi yeterli doluluklar sağlanamıyor ama yeni yatak yapmayı hala teşvik ediyoruz… Gelirler düştü giderler tavan yaptı… MUTLU OLAN TURİZMCİ YOK…

Suçlu ve sorumlu kim? Eski hükümete sorsanız ‘tam her şey düzeltmeye başlamışken hükümetten gittik’ diyecekler. Yenilere sorsanız biz daha bu gün geldik masumuz diyecekler… Yani suçlu da sorumlu da bu ülkeye yatırım yapanlar!!! Hiç merak etmeyin diğerlerinin gerekçeleri hazır zaten… Yani davul sizin boynunuzda tokmak onların elinde…

YATIRIMLARI YAPTIK, GERİSİNİ HAVALE ETTİK

Bu ülkeye milyarca dolar yatırım yapanların elbette ciğeri yanıyor. Bu yatırımlar doğru değerlendirilebilseydi; bugün KKTC bir cennet ada olurdu. Global kriz falan da bu küçük ülkede bize vız gelir tırz giderdi… Maalesef biz yatırımları yaptık ama başkalarının bizden daha başarılı ve becerekli olacaklarını düşünerek gerisini onlara havale ettik ama gördük ki yanılmışız. Belki de yaptığımız devlete inanmak ve saygı göstermekten başka bir şey değildi ama bu inanç ve sayğımız maalesef başarısız Hükümetlerin başarızlığına iyice tuz biber oldu…

BU BİR BAŞKALDIRI DEĞİLDİR!

Biz yatırımcıların ve ülkenin geleceğinin artık başarısızlıkları, günlük politikaları, kişisel - zümresel çıkarları kaldıracak zamanımız, enerjimiz ve kaynağımız yok. Bu ülkeye her şeyini gömen bizlerin kontrolu elimize almak, politikaları belirlemek ve doğru hedefleri çizip yönlendirmekten başka şansımız yoktur. Bilmeliyiz ki bunu bizden daha iyi yapacak makam ve mevkide yoktur. Bu bir başkaldırı ve makamlara saygısızlık değil tam aksine ülkenin geleceğini kurmak için görev üstlenmektir.

Sevgili dostlar; bizlere kimsenin başarızlığının, çıkarlarının önünde figüran olmamak, geleceğimizi doğru şekillendirmek adına görev düşmektedir. Ben bu görevden kimsenin kaçmayacağını bilerek önümüzde iki alternatif olduğunu bir kez daha belirtmek isterim, Zamanı doğru yaşamak veya harcamak, siz lütfen zamanı yaşamayı doğru seçenlerden olun…. Davul bizim elimizdeyse, tokmak da bizde olmalı, onu kullanmayı bilmeyenlerde ve kullanmayı bilmediği için zarar kendinden başka herkese bölüştürenlerde değil…

June 27, 2009

Yerli Turizciler Yine Umutsuz

Filed under: Genel

Yerli Turizciler Yine Umutsuz

Filed under: Genel

Kuzey Kıbrıs Farklı bir Turizm Destinasyonu olmalı

Filed under: Genel

Kuzey Kıbrıs aynı bütçeyle devam; yeni yatırım istemiyor
Kaynak: Özlem Kapar - Turizmhabercisi.com


Yıl sonuna kadar 15-20 artış bekleniyor.

Kıbrıs Türk Turizm ve Seyahat Acenteleri Birliği (KITSAB), Turizm Gazetecileri ve Yazarları (TUYED) üyelerine yönelik, 5-7 Haziran tarihleri arasında bir bilgilendirme gezisi düzenledi. KKTC’li turizmcilerle biraraya gelen gazeteciler, ada turizmi hakkında genel bilgiler alırken, yeni yatırımlar ve 2009 hedefleri ile ilgili de sektörün önde gelen isimleri ile sohbet etme fırsatı buldu.

Konaklama kesimi KKTC’deki yeni turizm yatırımlarının doyum noktasına geldiğini, bundan sonra yapılacak yeni yatırımların bindikleri dalı kesmek anlamına geleceğini ifade ederken, acenteler yüzde 30′larda kalan doluluğu yükseltmek amacıyla yeni pazarlara ulaşmak için yaptıkları çalışmaları aktardı.

KKTC’nin 2009 tanıtım bütçesi geçen yılki gibi 5 milyon dolar, ancak bu yıl bu bütçenin harcama kalemlerinde olumlu gelişmeler var. KKTC’ye gelen turist sayısında geçen yıla göre yüzde 15-20 artış bekleniyor.

KITOB Başkanı Mehmet Dolmacı ve KITSAB Başkanı Özbek Dedekorkut’un gazetecilerle sohbetinden öne çıkan başlıklar şöyle:

KITOB: KKTC pahalı bir turizm modeli 

Kuzey Kıbrıs’ın turizmde farklı bir ürün ve marka olduğunu savunan Kıbrıs Türk Otelciler Birliği (KITOB) Başkanı Mehmet Dolmacı, şartlar ne olursa olsun adadaki turizmin Yunanistan, Türkiye veya Mısır gibi birçok ana karaya göre daha pahalı bir turizm modeli olduğunu iddia etti. Dolmacı, "Son yıllarda kitle turizmi modeli dönemi kapanmaktadır. Kimse artık tatile gideyim de iki hafta kumda yatayım demiyor. İngiltere’den Güney Afrika’ya orada eğitim vermek üzere tatile giden birçok insan var mesela. Turistler gittikleri destinasyonlarda artık mutlaka oranın kültürünü tatmak istiyor. İşte bunun için Kuzey Kıbrıs butik bir otel gibi çalışıp butik bir ülke olmalı. Bunun için turistin buraya gelirken uçağa bindiği ilk andan itibaren indiği havalimanına, otobüse, otele, restorana, markete kadar her noktadaki kaliteyi arttırmalıyız. Biz bu hedefte yürüyoruz. Bu hedefte yürümeyen, kitle turizmine yönelen Güney Kıbrıs, hızla betonlaşarak elindeki son şansı kaybetti" dedi.

Antalya ile rekabet edemeyiz

Kuzey Kıbrıs’ın bozulmamış doğası, zengin tarih ve kültürü, sevecen-sıcakkanlı turizme hizmet edebilecek insan gücü, denizi-kumu-güneşi, coğrafi konumu ve ulaşım avantajı nedeniyle butik bir ülke olma yolunda yürüdüğünü kaydeden Dolmacı, şöyle konuştu:

"Antalya gibi kitle turizmine yönelip, hiç kazanamayacağımız bir yarışa girmeyi düşünmüyoruz. Otel merkezli bu yarışta Antalya bizi kuşkusuz yenecektir. Yurtdışından gelen turist otel bazında Antalya ile Kuzey Kıbrıs’ı kıyaslayacaksa neden iki saat daha fazla uçup buraya gelsin ki? Fakat biz diğer avantajlarımızı doğru bir şekilde ortaya çıkarırsak o zaman turist iki saat daha fazla uçar."

Yeni yatağa ihtiyaç yok

Otel sayıları ile ilgilenmediklerini kaydeden Mehmet Dolmacı, önümüzdeki yılarda hayata geçecek tesislerin 4 ve 5 yıldızlı olduğunu söyledi. Büyük oteller yerine daha küçük yatak sayılarına sahip, standartları çok yüksek butik oteller yapılmasının Kuzey Kıbrıs için daha uygun olduğunu vurgulayan Dolmacı, "Yatak sayısının arttırılmasındaki ana hedef TUI gibi dev tur operatörlerini buraya çekmekti. Bana göre bu yanlış bir hedef. O yüzden biz KITOB olarak artık bu ülkede yeni otel yapmanın teşvik edilmemesi gerektiğini söylüyoruz. Her ülkenin taşıma kapasitesi vardır, Kuzey Kıbrıs’ın taşıma kapasitesi dolmuştur. Çünkü kaynaklarımız kıttır, su, enerji, insan gücü kaynaklarımız kıttır. KKTC’nin sahip olması gereken yatak sayısı 50 bini geçmemelidir. Yani şu anda devam eden projelerle 55 bin yatak hayata geçince doyum noktasına ulaşacağız. Bu sayının üzerine çıkarsak kendi bindiğimiz dalı keseriz." diye konuştu.

KKTC’nin devlet olarak bir turizm master planı hazırlaması gerektiğini savunan KITOB Başkanı Dolmacı, yeni yatak inşaatlarının teşvik edilmemesini bunun yerine yeni golf sahaları, eğlence merkezleri, hayvanat bahçeleri gibi turizmin yan ürünlerinin teşvik edilmesi gerektiğini kaydetti. 

Güzelyurt kurtuldu

Bafra bölgesi dışında Turizm Bölgesi ilan edilen Güzelyurt’ta bu karardan vazgeçildiğini hatırlatan Dolmacı, istenen doluluk kapasitesi yakalanmadan yeni bölgeleri turizm bölgesi olmaya teşvik etmenin yanlış olduğunu vurguladı. Dolmacı, KITOB olarak Güzelyurt’un turizm bölgesi olma kararının iptal edilmesini sevinçle karşıladıklarını sözlerine ekledi.

Adanın doluluk ortalamasının yüzde 30′larda kaldığını açıklayan Dolmacı, kumarhanelerin turizmde büyük avantaj olduğunu belirtti. Kumarhanelerin yanlış stratejiler nedeniyle bugün turizmde günah keçisine dönüştürüldüğünü savunan Dolmacı, "Turizmde diğer yan ürünleri geliştiremediğimiz için Kuzey Kıbrıs’ta kumarhaneler tek ürün gibi algılandı. Oysa ki kumarhaneler KKTC turizminde sadece bir renk ve şanstır. Doğu Akdeniz’de kumarhaneleri olan tek ülke biziz bu açıdan çok şanslıyız. ‘Kumarhaneler kötüdür’, ‘Sadece kumarhaneler var’ gibi mantıkla gidersek yanlış yaparız." dedi.

Yüzde 15-20 artış bekleniyor

KKTC’ye geçen yıl 400 bin turist geldiğini açıklayan Dolmacı, bu yılın sonuna kadar toplamda yüzde 15-20 artış beklediklerini; Türkiye’den gelen turist sayısında düşüş, İngiltere’den ise yükseliş tahmin ettiklerini sözlerine ekledi. Dolmacı, Türkiye’den kumarhane için gelen turist profilinin Avrupa’dan gelenlere göre daha çok para harcadığını söyledi.

KITSAB: En az 850 bin turist gelmesi lazım

Kıbrıs Türk Turizm ve Seyahat Acenteleri Birliği (KITSAB) Başkanı  Özbek Dedekorkut da, ortalama doluluk oranlarının yüzde 20-30 olduğunu hatırlatarak, turizmden istenilen düzeyde gelir elde edebilmek için yılda en az 850 bin turist ağırlamaları gerektiğini kaydetti.

KKTC’de elektrik, su gibi maliyetlerin çok yüksek olduğunu belirten Dedekorkut, Antalya’daki otelcilerin bu tip maliyetlerinin toplam maliyetler içindeki payının en fazla yüzde 3 olduğunu, KKTC’de ise bu oranın yüzde 12′ye kadar çıktığını ifade etti. Bunun yanı sıra işçilik maliyetlerinin çok yüksek olduğunu anlatan Dedekorkut, "Mesela Antalya’da 1 kg. domatesi 1 liraya alıyorlarsa biz burada 3-3,5 liraya alıyoruz. Böyle olunca kâr etmemiz mümkün değildir. Bu yıl doluluk oranımız artsa da kazandığımız para artamayacaktır. Bu maliyetler nedeniyle bizim herşey dahil sistem uygulamamız sözkonusu bile olamaz, zaten bunu yapmak da istemiyoruz" dedi.

Ortalama geceleme 3,5′a düştü

KKTC’de geçen yıl turizm gelirinin 380 milyon dolar olduğunu bildiren Dedekorkut, ortalama gecelemenin de 4 sene önce 6,5 olduğunu şu anda 3,5′a düştüğünü söyledi.

Tanıtım bütçesi 5 milyon dolar

Kuzey Kıbrıs’ın 2009 için tanıtım bütçesinin geçen yılki gibi 5 milyon dolar olduğunu kaydeden Dedekorkut, şöyle konuştu: "Geçen sene 5 milyon dolarlık tanıtım bütçesinden maaş alan 140 personel vardı, yaklaşık 2 milyon dolar bu maaşlara harcanıyordu. Geçen hafta hükümet bir karar alarak bu 140 kişinin maaşını bu bütçeden çıkardı. Bu çok sevindirici bir gelişmedir bizim için. Çünkü bu 2 milyon dolar da turizmde tanıtım için kullanılacaktır."

6 bin İtalyan gelecek

Ulaşımın ucuzlaması için bu yıl çeşitli teşvik sistemlerinin geliştirildiğini anlatan Dedekorkut, bunun da yeni ülke pazarlarına yaradığını ifade etti. KITSAB Başkanı Dedekorkut, "İtalya’dan yaklaşık 6 bin turist gelecek. İnglitere’den yeterince artış yok, ancak Pegasus’un uçuşları sayesinde yine de artış yakalanabilir. Türkiye’de de Bursa, Kayseri gibi yeni uçuş noktaları açıldı, bunlar bizim için çok iyi gelişmeler. Bizim hedefimiz Türkiye’den en azından 13-14 uçuş noktasına ulaşmak" dedi.

İsrail için çalışıyoruz

İsrail pazarının coğrafi konumu ve yüksek gelir bırakmaları nedeniyle KKTC turizmi için önemli olduğunu sözlerine ekleyen Dedekorkut, bunun için havayollarına yeni projeler sunduklarını açıklayarak "Atlasjet’e Hatay üzerinden Tel Aviv uçuşları önerdik. Tel Aviv-Hatay-Ercan uçuşlarının başlatılmasını istedik" diye konuştu. Dedekorkut, Almanya için de çalışmalarının da sürdüğünü kaydetti. Pegasus’un Almanya-Ercan uçtuğunu hatırlatan Dedekorkut, bu uçuşlarda istenilen doluluğa ulaşılamadığını bildirdi.

KKTC turizminin kısa tarihi

KKTC, 1974 yılında 2 bin 900 yatakla turizme başladı. 1975 yılında KTHY kuruldu ve İstanbul, Ankara’dan seferler başladı. 80′li yıllarda bu uçaklar İngiltere’ye de uçuş gerçekleştirdi. Ambargolar nedeniyle KKTC’ye Türkiye dışında direkt uçmak günümüzde hala mümkün değil. Kuzey Kıbrıslı turizmciler uluslararası platformlarda bu konudaki hak arama ve girişimlerini sürdürüyorlar.

KKTC’de 1980′lerin sonuna doğru çıkarılan Turizm Teşvik Yasası ile yatak sayısı 8 binlere çıktı. 2003 yılında ortaya atılan  Annan Planı ile siyasi çözüm umudu doğunca yatırımcıların kabaran iştahıyla yatak sayısı 15 bin 500′e çıktı. Şu günlerde 11 bin yatağın inşaatı da devam ediyor. Halen süren tüm projeler hayata geçince önümüzdeki 5 yıla kadar KKTC’de 55 bin yatak olacak. KITOB Başkanı Dolmacı’nın tahminine göre gelecek 3 yıl içinde 30 bin yatağa ulaşılacak. Çünkü şu anda Girne’de inşa edilen Kantara Palace’ın tek başına bile yatak sayısı bin 500

Nasıl Bir Turizm

Filed under: Genel

2003 yılında esmeye başlayan barış ve çözüm rüzgarlarının ülkemizde yaratmış olduğu olumlu hava ile birçok dış yatırımcının yöneldiği ve ekonominin bir anda tavan yaptığı ülkemizde maalesef çözüme ulaşılmadığı için, ülke ekonomisinde yeniden bir daralma oluştu. Özellikle dünyada yaşanan ekonomik krizin etkileride ülkemizde yaşanan krizi tetikledi. Bugün içinde bulunduğumuz durumun akılcı politikalarla aşılması mümkündür. Özellikle turizmdeki avantajlarımızı kullanır ve 2009 yılında imzalanması planlanan çerçeve antlaşmasının sinyalleri ile dünyayı ikna edebilirsek, Mayıs ayından başlayarak ciddi bir şekilde ekonomide rahatlama sağlayabiliriz. Nedir Turizmdeki avantajlarımız; Euro zonunun dışında olmak, Sterling ve Tl kullanmak… Tüm dünyada ülkemizi Euro ve Dolar kullanan ülkelere göre oldukça cazip bir destinasyon haline getirmiştir. Dünyada artan kriminal suçlara göre ülkemizdeki suç oranlarının az olması –Güvenli bir ülke – oluşumuz. Kültür, doğa ve çevre yönünden hala daha avrupanın en bakir destinasyonlarından oluşumuz ve insanımızın turiste karşı olan oldukça misafirper yaklaşımları. Tabi tüm bu değerleri korurken içteki ev ödevlerimizide hızlı bir şekilde tamamlamak şart. Öte yandan 2009 sonu 2010 başında Kıbrısta imzalanması hedeflenen çerçeve antlaşması yabancı yatırımcıları yeniden ülkemizde yaşanacak ekonomik gelişmeden pay almak için yatırımlarını yoğunlaştıracağı bir dönem olacaktır. Bu da ciddi anlamda emlak sektörünü hareketlendirerek turizmin ve inşaat sektörünün yaratacağı tetikleme etkisi ile ülkemizdeki tüm sektörlerin yeniden canlanmasını sağlayacaktır. Bu noktada doğru politikaları geliştirmek, doğru kural ,yöntem ve uygulamalarla hareket edilirse önümüzdeki yıllarda ülkemiz her anlamda gercek bir cennet olabilir. Özellikle turizmde yatak sayısının teşvik edilmesi durdurulmalı, ve pastayı büyütmek için özellikle turist taşımacılığı yapacak charter seferler teşvik edilmeli, yeni destinasyonlar açılırken, mevcut destinasyonlarda geliştirilmelidir. Bununla birlikte ülkedeki atıl yatak kapasitesi yeniden ekonomiye kazandırılmalı, ve ülkenin toplam kalitesinin artırılması için ülkede topyekün yeniden bir yapılandırılmaya gidilmelidir. Özellikle insanımızın yeniden turizme döndürülmesi sağlanmalı ve bunun için gerekli tedbirler alınmalıdır. Turizm yeniden şekillendirilirken içe (otele ) dönük değil, dışa( ülke geneline) yayılacak katma değer yaratan modeller geliştirilmeli ve turizm bu eksende çeşitlendirilmelidir ki ülkenin kıt kaynakları tüketilirken halkın tümü turizmden eşit pay alabilsin. Ve en fazla katma değer sağlanabilsin. Saygılarımla, Mehmet Dolmacı

May 26, 2009

Yapabilseydim

Filed under: Güzel Hikayeler

YAPABİLSEYDİM !

   Genç bir insanken,dünyayı değiştirmek istemiştim.Ne var ki dünyayı değiştirmenin çok zor olduğunu gördüm,bu yüzden ulusumu değiştirmeye  çalıştım.Ulusumu değiştiremeyeceğimi anladığımda ,yaşadığım kente diktim gözlerimi.Ne var ki yaşlı bir adam olarak kentimi değiştiremedim;o zaman ailemi değiştirmeye karar verdim…

   Şimdi yaşlı bir insan olarak,tek değiştirebileceğim şeyin kendim olduğunun farkına vardım ve birden anladım ki,eğer uzun süre önce kendimi değiştirseydim ailemi etkileyebilirdim.Ben ve ailem kenti etkilerdik…Kentin etkisi ulusu değiştirirdi ve ben dünyayı değiştirebilirdim,gerçekten de…

                             bir keşiş

May 5, 2009

Filed under: Genel

     
        2003 yılında esmeye başlayan barış ve çözüm rüzgarlarının ülkemizde yaratmış olduğu olumlu hava ile birçok dış yatırımcının yöneldiği ve ekonominin bir anda tavan yaptığı ülkemizde maalesef çözüme ulaşılmadığı için, ülke ekonomisinde yeniden bir daralma oluştu.  Özellikle dünyada yaşanan ekonomik krizin etkileride ülkemizde yaşanan krizi tetikledi.  Bugün içinde bulunduğumuz durumun akılcı politikalarla aşılması  mümkündür. Özellikle turizmdeki  avantajlarımızı kullanır ve 2009 yılında imzalanması planlanan çerçeve antlaşmasının sinyalleri ile dünyayı ikna edebilirsek, Mayıs ayından başlayarak ciddi bir şekilde ekonomide rahatlama sağlayabiliriz.
    Nedir Turizmdeki avantajlarımız;
    Euro zonunun dışında olmak, Sterling ve Tl kullanmak… Tüm dünyada ülkemizi Euro ve Dolar kullanan ülkelere göre oldukça cazip bir destinasyon haline getirmiştir.
    Dünyada artan kriminal suçlara göre ülkemizdeki suç oranlarının az olması –Güvenli bir ülke – oluşumuz.
    Kültür, doğa ve çevre yönünden hala daha avrupanın en bakir
destinasyonlarından oluşumuz ve insanımızın turiste karşı olan oldukça misafirper yaklaşımları.
    Tabi tüm bu değerleri korurken içteki ev ödevlerimizide hızlı bir şekilde tamamlamak şart.
   Öte yandan 2009 sonu 2010 başında Kıbrısta imzalanması hedeflenen çerçeve antlaşması yabancı yatırımcıları yeniden ülkemizde yaşanacak ekonomik gelişmeden pay almak için yatırımlarını yoğunlaştıracağı bir dönem olacaktır. Bu da ciddi anlamda emlak sektörünü  hareketlendirerek turizmin ve inşaat sektörünün yaratacağı tetikleme etkisi ile ülkemizdeki tüm sektörlerin yeniden canlanmasını sağlayacaktır. Bu noktada doğru politikaları geliştirmek,  doğru kural ,yöntem ve uygulamalarla hareket edilirse önümüzdeki yıllarda ülkemiz her anlamda gercek bir cennet olabilir.

 

     Özellikle turizmde yatak sayısının teşvik edilmesi durdurulmalı, ve pastayı büyütmek için özellikle turist taşımacılığı yapacak charter seferler teşvik edilmeli, yeni destinasyonlar açılırken, mevcut destinasyonlarda geliştirilmelidir. Bununla birlikte ülkedeki atıl yatak kapasitesi yeniden ekonomiye kazandırılmalı, ve ülkenin toplam kalitesinin artırılması için ülkede topyekün yeniden bir yapılandırılmaya gidilmelidir.
   Özellikle insanımızın yeniden turizme döndürülmesi sağlanmalı ve bunun için gerekli tedbirler alınmalıdır. Turizm yeniden şekillendirilirken içe (otele ) dönük değil, dışa( ülke geneline) yayılacak katma değer yaratan modeller geliştirilmeli ve turizm bu eksende çeşitlendirilmelidir ki ülkenin kıt kaynakları tüketilirken  halkın tümü turizmden eşit pay alabilsin. Ve en fazla katma değer sağlanabilsin.

 

 

Saygılarımla,

 

Mehmet Dolmacı
KITOB
Başkan

Eskiler

Filed under: Güzel Hikayeler

 Benim çocukluğumda annelerimiz çalışmazdı.
      Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım.
      Hatta babanım bile anahtarı yoktu. Annem evimizin bir parçası gibiydi,hep evdeydi.
      Heryere birlikte giderdik, zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu ki.

      En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı.
      Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani.
      Cafelerde, alış veriş merkezlerinde buluşmazdık.
      Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya, zıplaya yürüyerek gelirdik.
      Servis falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi.
      Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile  dalardık.
      Annelerimiz bu durumu bildiklerinden kardeşlerimizle bizlere ekmek arası bir şeyler hazırlar gönderirdi.
      Mahallemizdeki teyzeler annemiz gibiydi. Susayınca girer evlerine su  içerdik.
      Ya da pencereden bir sürahi bir bardak uzatır, hepimiz aynı  bardaktan kana kana içerdik.
      Kısacacı evine girip gelen ( ki sadece çişi gelen giderdi evine ) elinde mutlaka yiyecekle dönerdi.
      Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi.
      Bu bazen bir kurabiye bazen bir meyve olurdu.

      Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın üstüne koyar oyun bitince geri alırdık.
      Çok garip ama kimse almazdı. Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi.
      Düşünce kaldırırlar, kavga edince barıştılırdık. Polisler gelmezdi kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı.
      Sonra kavgalarımız da öyle ustura, falçata ile olmaz, onlar nedir
      bilmezdik bile, asla kanla falan da bitmezdi, en fazla saçlarımızdan
      çeker, hayvan adları sayar, tekme atar, yine oyuna dalardık.
      Birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık.
      Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık.
      Azar işitip, acillere taşınmazdık. Düşerdik ekmek çiğner basarlardı
      alnımıza, oyuna devam ederdik. Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik.

      Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim.
      Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki. Komşumu tanımıyorum ama evinin camında,
      temizliğe gelen kadını haftada bir görür kolay gelsin der konuşurum.
      Onun dışında orada kim oturur hiç bilmem.
      Evimizi kendimiz temizlerdik, kapı silmece ; bilmem kaç kuruş
      hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik işleri.
      Evlerimiz var içinde yaşayan yok. Parklarımız var içinde oynayan çocuk yok.
      Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks binalar, ışıl ışıl vitrinler, girip çıkan yapay insanlar…
      Ruh yok, buz gibi buz, bu biz değiliz..

      Tahta iskemlelerimiz de oturan yaşlılarımız, onlara dede, nene diye hatırını soran çocuklarımız yok oldu.
      Ben kapılarında ‘ vale ‘ lerin, ‘ bady ‘ lerin beklediği yerlerden hep korkmuş çekinmişimdir.
      Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızıp, taksidini bitiremediği
      arabanın anahtarını, hiç tanımadığı birine vermek ters gelir bana.
      Benim değildir bu kültür.
      Ne ruhuma, ne kültürüme ne de cüzdanıma hitap eder.
      Nedir bunlar?
      Reklamlarla desteklenen beyni, ruhu ele geçirilmiş insanlar olduk.
      Birbirimize yabancı, yalnızlıklarımızla yaşar olduk.
      İyi de neden böyle olduk ?
      Biz mi istemiştik?
     
      Her toplum haketiği gibi yönetilir derler ya,hakettiği gibide yaşar diyelim mi ?
      (Yazari bilinmiyor)

Get free blog up and running in minutes with Blogsome
Theme designed by Jay of onefinejay.com