Hem Ferahladım Hem Kıskandım
Necdet Ergün
nergun@kibrisgazetesi.com
Kıbrıs gazetesinden alınmıştır…
Vallahi öyle! Bir taraftan ferahladım öte yandan da kıskançlıktan çatladım. Turizmden nasıl para kazanılırmış Yunan adalarını gezerken anladım. Turizmin bir tarz işi, konsept oluşturma sanatı olduğunu daha iyi anladım. Onların yaptıklarını görünce, bizim buralarda yaptığımızın turizm (okka işi) olmadığını anladım. Adamlar, çatır çatır iyi fiyata hem coğrafyayı hem de kültürü satıyorlar. Küçük ölçekli, özel ilgiye dayalı turizmin nasıl para kazandırdığını anlamak için Yunan adaları çok iyi bir örnek. Yerel katma değeri çok yüksek bir turizm yapıyorlar. Ulaşım ambargosu turizm için vallahi bahane! Yahu, insanlar bu adalara saatlerce bekledikleri gemilerle ve çok az sayıda direkt seferlerle geliyor. Turistler, bu adaların büyüleyici turizm konseptini ve tarzını görmek için ulaşımdaki her türlü eziyeti gönüllü olarak çekiyorlar. .Neyse, çoluk-çocuk her bir adada 2-3 gün konaklayarak "Mykonos, antorini ve Naxos" güzergahında keyifli bir tatil yaptık.Her adayı karış karış araba kiralayarak dolaştık.Bizimkisi, Santorini ve Naxos’un daracık yollarında ve uçurumlarında birazcık adrenalini yüksek bir seyahat oldu. Doğrusu, ne fırtınalı bir havada minicik bir havalaanına küçük bir uçakla "küt" diye inmemiz ; ne de ertesi gün Santorini’ye fırtınadan dolayı iki gemiyle eziyetli ve dolaylı gidişatımız tatil hevesimizi kırmaya yetmedi. En fazla etkilendiğimiz Santorini’den başlayalım. Santorini, bugüne kadar hayatımda gördüğüm en panoramik yer. Sarp volkan kayalar üzerine kurulu Fira büyüleyici bir panoramaya sahip. Nasıl da, sarp volkan kayaların yamacına bembeyaz küçücük otelleri, restorantları, cafeleri, lüks dükkanları serpiştirmişler öyle? Santorini, buzulların volkanik kayalık hali gibi bir yer. İnsanlar, güneşin batışını Fira sırtlarındaki muhteşem panoromayla seyretmek için restoranları, cafeleri dolduruyor. Fira ve Oia kasabacıkları, sarp bordo volkan kayaları üzerine kurulmuş tipik Yunan evleri ve daracık sokaklarda cıvıl cıvıl ortamlara sahip. Santorini’de sahiller siyah kum ve boş olan dağ-bayır her yer bağlarla dolu. Zaten, Santorini’nin volkanik topraklarında üretilen beyaz şarap ve küçük domatesler çok ünlü. Fakat Santorininin küçücük limanı felaket ve kaotik bir yer. Ama yine de çok iyi organizasyonları var, o yüzden seri çalışıyorlar. Aslında, Naxos için söylenecek fazla bir şey yok.Liman ortamı ve kilometrelerce bembeyaz kumları,zümrüt yeşili denizi ve doğal sahilleri dışında bir esprisi yok.Bir de taş ve doğal mermerden yapılmış küçük dağ köyleri enterasan. Mykonos ise hem küçük koylarındaki muhteşem sahil ortamları ile hem de Hora’nın(merkez)daracık, piramitlerin içi gibi karmaşık ama fantastik sokacıkları ile çok farklı bir yer. Dar sokacıklar hep ayni renkte boyanmış, bütün küçük evcikler, restoranlar, cafeler, otelcikler hep bembeyaz ve mavi pancurlarla kaplı. Yoksa, ilk bakışta kayalık ve kıraç bir adacık. Bir de hep rüzgarlı. Ama adamlar hemen hemen hiç ağaç ve yeşilin olmadığı bu kıraç kayalıklarda benzerlerine göre pahalı bir eğlence, alış-veriş ve yeme-içme(cuzine) konseptli bir turizm tarzı yaratmış. Hem Mykonos’a hem de Santorini’ye her gün 3-5 tane büyük cruize gemi günü birlik geliyor. Gemilerden inenler her iki adacığı paraya boğuyor. Bunun yanında her ikisi de yatların uğrak yeri.Hele hafta sonları limanlarında yat bağlama yeri kalmıyor. Son olarak, Mykonos’da nefis bekar hatunlar var, adam akıllı gözümün pası gitti ama hayatımda bu kadar çok "gay çifti" bir arada gördüğümü de hatırlamıyorum. Neticede,yorucu ama çok keyifli bir tatildi. Şimdi iş zamanı.Gittik-geldik, Türkiye’de seçimler gerçekleşti.Bizim buralarda herkes seçim sonuçlarına göre senaryolar yazıyordu. Pazartesi, AKP’nin seçim zaferinin Kuzey ekonomisine etkileri üzerine sohbet edeceğiz.
