Northern Cyprus Tourism

January 30, 2009

Otelciler, turizm konusunda önlem alınmasını istiyor

Filed under: Genel

 Kıbrıs Türk Otelciler Birliği (KITOB), hükümete turizm konusunda önlem alması çağrısında bulunarak, KITOB Yasası’nın bir an önce yasallaşması ve ortak turizm devlet politikası oluşturulması; temel girdi maliyetlerinin azaltılması; çevre ve kültüre önem verilmesi gibi genel tedbirler alınması talep etti.

   Başbakan Ferdi Sabit Soyer de, bugüne kadar hükümet programlarında turizm konusunda düşündükleri düzenlemeleri yapamadıklarını, bu konunun toplumun tartışma gündemine de gelmediğini belirtti.

   Birlik Genel Başkanı Mehmet Dolmacı başkanlığındaki bir heyet, dün Başbakan Ferdi Sabit Soyer’i ziyaret ederek, otelcilerin sorunları ve çözüm önerilerini içeren bir metin sundu.

 

Dolmacı: Her zaman duyarlı olacağız

 

   KITOB Genel Başkanı Mehmet Dolmacı, ziyarette yaptığı konuşmada, 19 Aralık’ta gerçekleştirilen KITOB Genel Kurulu’nda seçilen yeni yönetim kurulu olarak sorunların çözümü için siyasilerle görüşüp fikir alışverişinde bulunduklarını belirtti.

   Ülkede turizmin bugüne kadar politikası olan bir sektör haline getirilemediğini ifade eden Dolmacı, "Maalesef turizm politikası olmayan bir ülkede bugüne kadar turizm yapmaya çalıştık. Bu da ne bizim için ne de siyasi partiler için kolay olmadı" dedi.

   Otelciler Birliği olarak sadece yatırım yapmak değil halkın turizmden daha fazla pay almasını, daha fazla istihdam sağlanmasını ve ülke ekonomisini güçlendirmenin yollarını arayacaklarını belirten Dolmacı, kendilerinin pes etmek, durmak gibi bir lüksleri olmadığını ve sorunlar karşısında her zaman duyarlı olacaklarını ifade etti.

   Dolmacı’nın Soyer’e verdiği yazıda ise, "KITOB Yasasının bir an önce yasallaşması ve sektörle devletin ortak turizm politikaları oluşturarak bunun devlet politikası haline getirilmesi; turizm işletmelerinin rakip destinasyonlarla rekabet edebilmesi ve 2009 ile 2010 yıllarında pazarlanabilmesi için temel girdi maliyetlerinin azaltılması; bürokratik engellerin sonlandırılması; çevre ve kültüre önem verilmesi; tanıtma ve pazarlamadaki sorunların aşılması ve bazı genel tedbirler alınması" talep ediliyor.

 

Soyer: Turizm politikası gerek

 

   Başbakan Ferdi Sabit Soyer ise, KKTC’de hizmet sektörünün öncü sektör olarak tercih edildiğini belirterek, ülkede hizmet sektöründe bir yandan üniversiteler bir yandan da turizm ve ticaretin belirleyici olduğunu söyledi.

   Ülkedeki gayri safi milli hasılanın 3.5 milyar dolara ulaşmasının en önemli nedeninin, üniversitelerin ve turizmin ekonomiye yaptığı katkı olduğunu ifade eden Soyer, turizmcilerin her konuda her zaman ellerini taşın altına koyduğunu belirtti.

   Soyer, Kuzey’deki turistlik tesislerin Güney’den farkı olmadığını ve bunu geliştirmenin temel görevleri olduğunu vurgulayarak, turizmde genel bir politikanın şekillenmesi gerekliliğinin de gerçek olduğunu ifade etti.

 

Turizm Bakanlığı kültürle şekillenmeli

 

   Turizm Bakanlığı’nın kültürle birlikte şekillenmesi gerektiğiyle ilgili inancını dile getiren Soyer, "turizm bakanlığı turizme müdahale eden değil, turizmin içerisinde bulunan unsurlarla birlikte yönetmekten yükümlü olmalıdır" dedi. 

   Soyer, en önemli hedefin, tüm unsurlarıyla turizm mekanizmasının kurumlarının bulunduğu bir yönetim mekanizması yaratmak ve turizm fonunun kullanımının siyasi öngörülerle belirlenen durumdan çıkarılması olduğunu kaydetti. 

   Bunun için fonun yönetimine turizm örgüt yöneticilerinin katılmasının ve hükümetle birlikte bu kaynağın nasıl kullanılması gerektiğiyle ilgili tartışmalarda aktif taraf olmasının gerektiğini belirten Soyer, tüm siyasi partilerin de bu turizm politikasını ve en önemlisi kaynağın kullanımı noktasındaki düşüncelerini geliştirmesini temenni etti.

   Sivil toplumun katılımının olmadığı bir noktada, demokratik denetimin mümkün olmadığına işaret eden Soyer, artık yeni ve modern organizasyonlara ihtiyaç duyulduğunu belirtti.

   Güney’e gelen turist sayısında azalma olduğunu dile getiren Soyer, dünya genelinde ortaya çıkan krizin etkilerini dikkate alarak 2009′da ciddi bir çalışma yapmaları gerektiğini ve yapılacak girişimleri hükümet olarak desteklemeye hazır olduklarını söyledi.

 

"Krizi atlatmak için sadece kendimize

ve Türkiye’ye güveniyoruz"

 

   Soyer, Güney Kıbrıs’ın global krizi atlatmak için düşük faizli kredi anlaşması yaptığını belirterek, "Biz bu krizi, kendi kaynaklarımızla ve Türkiye’nin bize verdiği destekle aşmaya çalışıyoruz. Buna rağmen diz çökmeden sorunları aşmamız gerekiyor" dedi.

   Soyer, kamu kaynaklarının akışının büyümemesi için çeşitli reformlar öngördüklerini ve 5 yıllık programın 4 yılını tamamladıklarını dile getirerek, bazı noktaların yasallaştığını tümünün devreye girmesi için de ilgili konuların yasallaşmasını beklediklerini söyledi.

Otelciler Birliği yeni yönetimi, ana muhalefet UBP’yi ziyaret etti

Filed under: Genel

Kıbrıs Türk Otelciler Birliği’nin (KTOB) yeni yöneticileri sıkıntılarını aktarmak amacıyla dün ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi’ni (UBP) ziyaret ederek Genel Başkan Derviş Eroğlu ile görüştü.

   Ziyaretin, sektörle ilgili bilgi vermek, yaşanan sorunlara çözüm amacıyla destek talep etmeye yönelik olduğu belirtildi.

   KTOB’nin yeni Başkanı Mehmet Dolmacı başkanlığındaki heyet görüşmede, global krizin yansımalarının ülkede görülmeye başladığını ve krizden etkilenecek sektörlerin başında turizm geldiğini belirterek bir an önce tedbir alınması gerekliliği üzerinde durdu.

   Dolmacı, turizmin diğer ülkelerle rekabet edebilir düzeye gelmesi için tüm siyasiler ve sektör temsilcilerine birlik ve beraberlik çağrısı yaptı. Girdi maliyetlerinden dolayı pazarlama sorunu yaşadıklarını anlatan Dolmacı, biran önce girdi maliyetlerinin ucuzlatılmasını istedi.

   Mehmet Dolmacı, UBP’nin gereken girişimleri yapacağına ve yaşanan sorunlarla ilgili kendilerine destek vereceğine olan inancını da belirtti.

 

Eroğlu

 

   UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu ise turizmin, ülkenin en önemli sektörlerinden biri olduğuna işaret ederek, bu sektörün gelişmesi için ülkeye turist çekmenin kaçınılmaz olduğunu söyledi.

   Eroğlu, turizm tesisleri bağlamında ülkede iyi bir mesafe alındığını ancak sadece tesisle turizmin gelişemeyeceğini belirterek, "Tesisi yapıp beklemek hem tesise hem ülkeye bir şey kazandırmaz" dedi.

   Eroğlu, parti olarak turizm komitesi oluşturduklarını hatırlatarak, bundan sonra da turizm sektörünün temsilcileriyle görüş alışverişinde bulunarak sorunları çözme gayreti içerisinde olacaklarını belirtti.

Kıbrıs Türk Otelciler Birliği, Ekonomi ve Turizm Bakanı Erdoğan Şanlıdağ’ı, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar’ı ve DP Genel Başkanı Serdar Denktaş’ı ziyaret etti

Filed under: Genel

Otelcilerin sorunlarını ve çözüm önerilerini aktarmak için temaslarda bulunan Kıbrıs Türk Otelciler Birliği heyeti, Ekonomi ve Turizm Bakanı Erdoğan Şanlıdağ’ı, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar’ı ve DP Genel Başkanı Serdar Denktaş’ı ziyaret etti.

   Mehmet Dolmacı başkanlığındaki Kıbrıs Türk Otelciler Birliği (KTOB) yeni yönetim kurulu üyelerini kabulde konuşan Ekonomi ve Turizm Bakanı Erdoğan Şanlıdağ, 2009 yılının turist sayısındaki artış açısından verimli bir yıl olacağına inandığını belirterek sorunların aşılmasında sektörle işbirliğinin önemine işaret etti.

   Bakanlıktan verilen bilgiye göre heyeti kabulünde konuşan Ekonomi ve Turizm Bakanı Erdoğan Şanlıdağ, öncelikle Otelciler Birliği’nin yeni yönetim kuruluna başarılar dileyerek oldukça önemli bir sorumluluk üstlendiklerine işaret etti.

   Sektörün sıkıntılarının farkında olduklarını ve bu sıkıntıların aşılması için sürekli çaba sarf ettiklerini belirten Şanlıdağ, "Sorunlarınızı sorunlarımız olarak gördüğümüz için bizlere sunduğunuz her proje üzerinde çalışıyoruz. Bakanlık olarak her zaman amacımız sektörün sorunlarını gidererek turizmin gelişmesini kolaylaştırmaktır" dedi.

   Sektörün önündeki engellerin kaldırılmasında birlikte çalışılmasının önemine işaret eden Şanlıdağ, şunları kaydetti:

   "İnanıyorum ki sürekli istişare halinde çalışırsak başaramayacağımız hiçbir şey yok. KITOB Yasası’nın artık hayata geçmesine çok kısa bir süre kaldı ve yasanızın çıkmasının ardından daha verimli çalışabileceksiniz. Turizm Master Planı’nın da hayata geçmesi için yine birlikte çalışmaya devam edeceğiz. 2009 yılının turist sayısındaki artış açısından verimli bir yıl olacağına inanıyorum. Ancak birbirimizi destekleyerek bu ideallerimizi gerçekleştirebiliriz."

 

Otelciler, bakandan destek istedi

 

   KITOB Başkanı Mehmet Dolmacı da, otel işletmecilerinin oldukça ciddi sorunlar yaşadıklarını ve bu sorunların bakanlığın da desteğiyle ivedi bir şekilde aşılmasını istediklerini belirtti.

   Şanlıdağ’a turizm sektörüne gösterdiği destek için teşekkür eden Dolmacı, KITOB Yasası’nın bir an önce yasalaştırılması ve sektör ile devletin ortak turizm politikaları oluşturarak "devlet politikası" haline getirilmesi gerektiğini söyledi.

   Dolmacı "Otellerimizin en büyük ortak sorunu hem girdilerinin yüksek olması hem de kendi kendilerini yenileyecek mali güce sahip olmamalarıdır. Tüm bunların aşılabilmesi için özellikle elektrikte indirime ve otellerimizi yenileme konusunda da mali desteğe ihtiyacımız bulunmaktadır" şeklinde konuştu.

 

DP turizmdeki sorunların çözümü için öneri hazırladı

 

   Kıbrıs Türk Otelciler Birliği (KITOB)’dan, Genel Başkanı Mehmet Dolmacı başkanlığındaki bir heyet, Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş’ı ziyaret ederek otelcilerin sorunları ve çözüm önerilerini içeren bir metin sundu.

   DP’nin hazırladığı turizmdeki sorunlarla ilgili çözüm önerilerini metinden okuyan DP Genel Başkanı Denktaş, DP tarafından hazırlanan turizm önlemlerini de özetle şöyle sıraladı:

   "Tanıtım, pazarlama ve ulaşım sektörlerinin destekleneceği bir yeni teşvik sisteminin uygulanmaya konması ile eskiden var olan ancak son iki yılda iflas ettirilen Kuzey Kıbrıs uzmanı operatörlerin yeniden oluşumu sağlanacak; Casinolar yasası ve turizm örgütü yasa tasarısı süratle son şekline sokularak yasallaştırılacak; Büyük otellerin güneş enerjisi ile elektrik ihtiyacını karşılayabilmesi devlet tarafından teşvik edilecek, fazla enerji üretiminin bu tesislerden satın alınabilmesine olanak sağlanacak; Küçük tesislerin kullanma zorluğu olan elektrik ihtiyacı bölümü için herhangi bir ücret talep edilmeyecek; Otellerde saat başı ücret uygulaması başlatılacak, çalıştırılacak olan vatandaş işçilerin sosyal sigorta ve ihtiyat sandığı yatırımları devlet tarafından karşılanacak; Bu uygulama yıl boyu doluluk oranı ortalama %57 ye varıncaya kadar devam ettirilecektir; Yeni destinasyonlara yönelik uçuş plan ve fiyatları zamanında açıklanacak, bu destinasyonlara yönelik uçuşların zarar etmesi halinde zarar tazmin edilecek; Deniz ulaşımı teşviklendirilecek ve deniz yolu ile turist taşımacılığı özendirilecek; Bu amaçla özel sektör tarafından alınacak yeni gemilerin kalkınma bankası tarafından kredilendirilmesi sağlanacak; Lefkoşa ve Mağusa suriçi bölgeleri turistlere ve yerel insanımıza eğlence mekanları olarak hizmet verecek bir yapıya dönüştürülecek ve bu bölgelerin 24 saat yaşayan bölgeler haline dönüşmesi sağlanacak; Sessizlik ve sükunet arayan, doğa ile baş başa bir tatil yapmak isteyen turist potansiyeline yönelik olarak Güzelyurt bölgesi yatırım bölgesi olarak ilan edilecek, o bölgede kurulacak tesislerin bu kesime hizmet vermesi sağlanacak; Mass turizm bölgelerinde uygulana gelen ‘all inclusive’ yöntemi yasaklanacak, turistlerin geceleme süresinin uzatılması hedefi ile fiyatlandırma yapılacak."    

 

Dolmacı: turizmde daralma öngörüyoruz

 

   KITOB Genel Başkanı Mehmet Dolmacı,  DP’yi ziyarette yaptığı konuşmada, 18 Aralık’ta gerçekleştirilen KITOB Genel Kurulu’nda seçilen yeni yönetim kurulu olarak sorunların çözümü için yeni projeler hazırlayarak bunları ilgili çevrelere aktarmaya başladıklarını ifade etti. Dolmacı, "Amaç iş üretmek hizmet vermek" dedi.

   Erken seçim kararı alındığına da dikkat çekerek, bunun otelcileri endişelendirdiğini kaydeden Dolmacı, "Böyle bir sürece hazır olmadığımızı düşünüyoruz" şeklinde konuştu.

   Ülkede yaşanan ekonomik krizin gelmekte olan global krizle birleşerek daha şiddetli bir hal alacağına dikkat çeken Dolmacı, 2009′da turizmin daralmasının öngörüldüğünü ve ülkelerin bu konuda çoktan önlem aldığını, Kıbrıs Türkü’nün ise bu durumda yapabileceği en iyi şeyin birlik ve beraberlik içinde hareket etmesi olduğunu söyledi. Dolmacı, "Bu sağlanamazsa ülke turizmi ve ekonomi için büyük hayal kırıklığı olacak" dedi.

   Seçim döneminin olumlu ve yapıcı geçmesini de dileyen Dolmacı, yazılı bildiride sorunlarını ve çözüm önerilerini kısaca şöyle sıraladı:

   "KITOB Yasasının bir an önce yasallaşması ve sektörle devletin ortak turizm politikaları oluşturarak bunun devlet politikası haline getirilmesi; Turizm işletmelerinin rakip destinasyonlarla rekabet edebilmesi ve 2009 ile 2010 yıllarında pazarlanabilmesi için temel girdi maliyetlerinin azaltılması; bürokratik engellerin sonlandırılması; Çevre ve kültüre önem verilmesi; Tanıtma ve pazarlamadaki sorunların aşılması ve bazı genel tedbirler alınması."

Turizm zorda!

Filed under: Genel

Müşteri yok, zarar çok… Ekonomisi ağırlıklı olarak turizme dayalı Kuzey Kıbrıs’taki her üç otelden bir tanesinin, müşteri azlığı ve artan giderler yüzünden kapandığı belirtiliyor. KIBRIS’ın araştırmasına göre, Kıbrıs Türk Otelciler Birliği’ne (KITOB) kayıtlı 120 otel bulunuyor. Bunların 32 tanesi, müşteri azlığı ve artan maliyetler karşısında sürekli zarar eder konuma geldi ve kapatmak zorunda kaldı. Yeni otele gerek yok… KITOB Başkanı Mehmet Dolmacı, turizmin bir numaralı sorun haline geldiğini ve ‘faciaya’ dönüştüğünü belirtirken, yeni otel yatırımlarına yönelik teşviklerin durdurulmasını istedi. Dolmacı "mevcut tesisler, ilgisizlik, programsızlık ve artan maliyetler karşısında kapatmak zorunda kalırken, yeni yatırımlara teşvik verilmesini doğru bulmuyoruz. Bu uygulama durdurulmalıdır" dedi. Kapasite oldukça düştü… Faal durumda olan otellerin büyük bir kısmında ise doluluk yüzde 15′in altına düştü. Kıbrıs muhabirlerinin yaptığı araştırmaya göre, toplam 90 odası bulunan Girne’deki 5 yıldızlı Colony Otel’de dün sadece 12 oda doluydu. Yine 5 yıldızlı ve 307 odalı Merit’te 26 oda, 477 odalı Acapulco’da 37 oda doluydu. Gazimağusa’da 392 yatak odalı Salamis Bay Oteli’nde ise dolu oda sayısı 40 idi. Ergül ERNUR Adada yıllardır "lokomotif" sektör olarak tanımlanan turizm, ne yazık ki çok kötü günler yaşıyor. Yetkililer, ülkeye gelen turist sayısını arttırmak için birçok adım attığını söyleyedursun, son üç yılda 120 otelden 32’si kapısına kilit vurdu. 32 otel, ekonomik kriz, yatak kapasitesini arttırıcı teşviklerle otel sayısının artması ve girdi maliyetlerindeki yükselişten dolayı, faaliyetlerine son verdi. Bu arada, faal durumdaki otellerin büyük bir kısmı ise boş denecek kadar az müşteriye hizmet veriyor; deyim yerinde ise "sinek avlıyor". 5 yıldızlı otellerin büyük kısmında doluluk yüzde 15′in altına düştü. Kıbrıs Türk Otelciler Birliği (KITOB) Başkanı Mehmet Dolmacı, şu anda ülkedeki her üç otelden birinin kapanmış durumda olduğunu belirtti. "Tehlikenin sinyalinden de öte bir durumdayız" diyen Dolmacı, toplumsal yaranın "facia" halini aldığını kaydetti. Dolmacı, otellerin kapanmasının esas nedenini, 2005′ten beridir düşmeye başlayan turizm potansiyeli ve ülkede hızla artan yatak kapasitesine bağladı. Hükümete bir an önce yatak kapasitesini arttırıcı teşvikleri durdurması çağrısında bulunan Dolmacı, "Kişisel çıkarlar ve siyasi menfaatler güdülmeden" bir turizm politikası belirlenmesini istediklerini söyledi. Kıbrıs Türk Otelciler Birliği Asbaşkanı Ahmet Aydeniz ise, bugüne kadar 32 otelin sadece sezonluk değil, kalıcı olarak kapandığına dikkat çekti. Aydeniz, otellerin kapanmasındaki nedeninin sadece ekonomik kriz olmadığını söyleyerek, turizmde düzgün yapılanma olmaması, doğru politikaların üretilmemesi ayrıca Turizm Master Planı’nın yapılmamasının sektörü bu duruma sürüklediğini kaydetti. Kıbrıs Türk Otelciler Birliği saymanı, basın sözcüsü ayrıca kapanan Lapetos Otel’in sahibi Tijen Apakgün de elektrik, sosyal sigorta yatırımları, turizmde eğitilmiş yerli eleman bulunmamasından dolayı işe alınan yabancı işçi gibi faktörlerin otellerin girdi maliyetlerini arttırdığının altını çizdi ve gıdanın çok yüksek maliyetlerle ülkeye gelmesi, üretimin de bir şekilde subvansiye edilmemesinin zamanla sorunları aşılmaz hale getirdiğini söyledi. Dolmacı: Yatak kapasitesi teşvikleri durdurulsun Kıbrıs Türk Otelciler Birliği Başkanı Mehmet Dolmacı, ülkede toplam 120 otelin bulunduğunu belirterek, bunlardan 32’sinin kapandığını kaydetti. Daha birçok otelin kapanmasıyla karşı karşıya kalındığını da ifade eden Dolmacı, şu anda ülkedeki her üç otelden birinin kapanmış durumda olduğunu belirtti. "Tehlikenin sinyalinden de öte bir durumdayız" diyen Dolmacı, toplumsal yaranın "facia" halini aldığını bildirdi. Dolmacı, ülkedeki otellerin kapanmasından ya da sektörde yaşanan gerilemeden bir tek ekonomik krizin sorumlu olmadığını ifade ederek, "Otellerin kapanması, 2005′ten beridir düşmeye başlayan turizm potansiyeli ve hızla artan yatak kapasitesinden kaynaklanıyor" dedi. Yatak kapasitesiyle ilgili teşvik arttırılırken, otelleri dolduracak turist portföyünü adaya taşıyacak yeterli çalışma yapılmadığını iddia eden Mehmet Dolmacı, haksız rekabeti doğuran bu durumun birçok otelin kapısına "kilit" vurmasına neden olduğuna dikkat çekti. Dolmacı, çok sayıda otelin kapanmasını "kaybedilen ekonomik değer" olarak niteleyerek sektörle ilgili önceden gerekli tedbirlerin alınması gerektiğini belirtti. "Bundan sonra kapanacak başka otelleri göz ardı edemeyiz" şeklinde konuşan Mehmet Dolmacı, konuyla ilgili çözüm önerileri bulunduğunu ve bunları yetkililere iletmeyi sürdüreceklerini kaydetti. Dolmacı, ülkede turizm potansiyeli bulunduğunu ancak bir an önce yatak kapasitesi teşviklerinin durdurulması gerektiği çağrısında bulunarak, "Bundan sonraki teşvikin pastayı büyütmek için tanıtma ve pazarlamaya, ülkede hareket yaratabilecek kaliteli eğlencelere yani turizmin yan mekanizmalarına verilmesi gerekmektedir" dedi. "Kişisel çıkarlar ve siyasi menfaatler güdülmeden" bir turizm politikası belirlenmesini isteyen Dolmacı, enerji ve personel girdi fiyatları ile maliyetleri artıran unsurlarla ilgili devletin acil önlem almasının zaruri olduğunu vurguladı. Aydeniz: Sadece sezonluk değil, kalıcı Kıbrıs Türk Otelciler Birliği Asbaşkanı Ahmet Aydeniz de, Denizkızı Otel’in kendisinin olduğunu ancak sektörde yaşanan sorunlar nedeniyle tesisi kapatmak zorunda kaldığını belirtti. Diğer sektörlerde olduğu gibi otelcilerin de büyük sorunlar yaşadığını ifade eden Aydeniz, bugüne kadar 32 otelin sadece sezonluk değil, kalıcı olarak kapandığına dikkat çekti. Aydeniz, otellerin kapanmasındaki nedeninin sadece ekonomik krizden kaynaklanmadığını söyleyerek turizmde düzgün yapılanma olmaması, doğru politikaların üretilmemesi ayrıca Turizm Master Planı’nın yapılmamasının sektörü bu duruma sürüklediğini kaydetti. Herşeyin temelden düzeltilmesi gerektiğini belirten Aydeniz, "Turizm Master Planı zaman geçirmeden, geniş anlamda hemen çıkartılıp uygulanmalı" dedi. Aydeniz, yaşanan sorunların artık toplumsal bir nitelik taşıdığını da anlatarak, sorgulama zamanının geldiğine işaret etti. Apakgün: Kapanan oteller zincirine her gün bir yenisi ekleniyor Kıbrıs Türk Otelciler Birliği saymanı, basın sözcüsü Tijen Apakgün de, sahibi olduğu Lapetos Otel’i kapatmak zorunda kaldığının altını çizerek, turizm sektöründe yaşanan sorunların içinden çıkılmaz bir hal aldığına vurgu yaptı. Apakgün, sayısı bugün 32 olan otelin yaşanan sorunlardan dolayı kapalı durumda olduğunu ifade ederek, kapanan oteller zincirine her gün bir yenisinin daha eklendiğini kaydetti. Elektrik, sosyal sigorta, turizmde eğitilmiş yerli eleman bulunmamasından dolayı işe alınan yabancı işçiler gibi faktörlerin otellerin girdi maliyetlerini arttırdığının altını çizen Tijen Apakgün, gıdanın çok yüksek maliyetlerle ülkemize gelmesi, üretimin de bir şekilde subvansiye edilmemesinin zamanla sorunları aşılmaz hale getirdiğini söyledi. Apakgün, turist sayısının düşmesine rağmen yatak sayısının arttırılması yani yeni otellerin inşa edilmesinin, otelleri kapanma noktasına getirdiğini vurguladı. Bu sene yaz sezonunda otelini açamayacak durumda olan otelcilerin bulunduğuna işaret eden Apakgün, 1974 yılından beridir ilk kez sekötörde bu denli bir kriz yaşandığına işaret etti. Birlik olarak çare aranması gerektiğini söyleyen Apakgün, sorunlara çare üretmek için birçok çözüm önerileri olduğunu belirtti. Apakgün, çözüm önerilerinin başında "sektörü günü birlik kurtaran öneriler değil de, uzun vadeye yaymak için turizmin devlet politikası olması"nın bulunduğunu ifade ederek, "Ürünümüzü rakip ülkelerin yanında daha cazip hale getirmek için girdi maliyetlerinin azaltılması"yla ilgili hükümet nezdinde tedbir alınması talebinde bulunduklarını kaydetti.

dünyada son zamanınız…son gününüz…‏

Filed under: Genel

Her gün, her saat kafamı kurcalayan, binlerce kez düşündüğüm, endişelendiğim, korktuğum şeyleri ne kadar düşünürdüm? Bütün bunlardan uzak olmak nasıl bir şey olurdu? Dünyada olup olmamak bir şey fark eder miydi acaba? Dünyada yapmayı sevdiğim şeylerin tadını çıkarmaya mı bakardım acaba tüm gelecek endişelerinden sıyrılmış olarak? Yoksa söyleyemediğim şeyleri mi söylerdim insanlara, bana kızacaklarını, acıyacaklarını, ağlayacaklarını, üzüleceklerini bile bile? Ya da yapmayı hep düşündüğüm ama hiç fırsatım olmayan şeyleri yapmak için kendimi sokaklara mı atardım acaba, yarın onları yapamayacağımı bile bile? 24 saate ne sığdırabilirsiniz? 24 saat ne kadar uzun? 24 saat ne kadar da kısa… Dünyadaki son günüm olduğunu bilseydim, kötü olmayı mı seçerdim acaba? İyi olmayı mı? Sevgimi mi sunardım insanlara, yoksa içimde gizli kalmış, belki de hiç olduğuna inanmadığım nefret ve kin mi açığa çıkardı, nasıl olsa yarın bunların hepsinden uzak olacağımı bilmenin verdiği güvenle?

Dünyadaki son günüm olsaydı, sevdiğim herkesi tek tek arardım herhalde. Veda etmek için değil, hatırlarını sormak için. Şimdi çeşitli bahanelerle, zamansızlıktan, yorgunluktan, telefonla konuşmanın verdiği bıkkınlıkla ertelediğim, unuttuğum, görmezden geldiğim konuşmaları yapardım tek tek. En sevdiğim yemeği yerdim, son kez, çok güzel bir sofrada. Güneşin doğuşunu seyretmek isterdim ve batışını eğer hava durumu elverirse. Son kez yemyeşil çimlere yatmak isterdim, dev bir ağacın altında eğer bulabilirsem İstanbul’da. En sevdiğim kitabın, en sevdiğim bölümünü okumaya da zaman ayırırdım üşenmeden. Annemin koynunda uyumak isterdim bir 15 dakika da olsa. En yakın dostlarıma, onları ne kadar da çok sevdiğimi söyleyip, teşekkür etmek isterdim yaşamımda var oldukları, beni destekledikleri, eleştirdikleri, paylaştıkları için güzel ya da kötü anları. En sevdiğim filmlerden birinin en etkilendiğim planlarından bir kaçına da zaman ayırırdım. Belki sıcacık bir banyo yapardım son kez. Suyun tadını çıkararak. Eski resimlere bakardım biraz, geçmişte, benden önce bu dünyadan ayrılmış ve belki de kısa bir süre sonra kavuşacağım insanlara, geçmişte kalan dostluklara, çocukluğuma, ilk gençlik zamanlarına. Kitaplarımı okşardım, dağıtırdım onları değerini bileceğini düşündüğüm insanlara. Kendime saklamak, kimseyle paylaşmamak takıntımdan kurtulurdum, onları yanımda götüremeyeceğimi bilmenin zorunlu kabullenişi ile. Son bir kez yazmak isterdim içimden geçenleri, benden sonra birilerinin okuması için, bir iz bırakmak ümidi ile…

Son 24 saatim olmadığını düşündüğüm bu anda, keşke öyleymiş gibi yaşayabilsem biraz, yarını umursamadan, takmadan korkularımı, endişelerimi, ümitleri, ümitsizlikleri.

Ama olmuyor işte. İnsanız değil mi? Olmuyor işte. Keşke olabilse. Keşke yarın ölecekmiş gibi yaşayabilsek, hiç ölmeyecekmiş gibi de bağlanabilsek yaşama. Söylemek kolay, yapmak zor.

EVLENECEK OLANLARA/SEVGİLİSİ OLANLARA/SEVGİLİ ARAYANLARA. EVLİLER ZATEN PRATİKTE ÖĞRENİYORLAR (TABİ ANLAYABİLENLER..)

Filed under: Genel

EVLENECEK OLANLARA/SEVGİLİSİ OLANLARA/SEVGİLİ ARAYANLARA. EVLİLER ZATEN PRATİKTE ÖĞRENİYORLAR (TABİ ANLAYABİLENLER..)


KADIN DİLİ
Oğlum bir hafta sonra evleniyor. Sorumluluk sahibi bir baba olarak ona öğüt vermem gerekiyor. Fakat bunu evde yapamam çünkü annesi ağız tadıyla öğüt vermeme izin vermez, sözü ağzımdan kapıp kendi devam eder. İş yerimden oğluma telefon açtım, “Akşam yemeğini dışarıda birlikte yiyelim.” dedim. Deniz kenarındaki bu şirin lokantada şimdi onu bekliyorum. Geliyor aslan parçası, yakışıklılığı da aynı ben. Yan masadaki kızlar gözleriyle oğlumu süzüyorlar. Bakmayın kızlar, onu kapan çoktan kaptı. Hoş beşten sonra konuya giriyorum.

Oğlum haftaya düğünün var, bir baba olarak sana bazı konularda yol yordam göstermem gerekiyor.
Çocukluğunda suç işlediği zamanlardaki gibi birden bire kızardı. Kerata ne anlatacağımı zannettiyse!

-Baba ben yirmi altı yaşındayım, bazı şeyleri biliyorum artık.
-Ah senin o biliyorum zannettiğin konularda da çok bilmediğin çıkacak ama ben o konulardan bahsetmeyeceğim. Keşke konuşabilseydik ama henüz o kadar modern olamadım.
Rahat bir nefes aldı. Bu arada yemeklerimiz de geldi. Oğlumla şöyle keyif yaparak muhabbet edelim bakalım.
-Kaç dil biliyorsun oğlum sen?
-İngilizce, Fransızca, bir de Türkçe’yle üç dil oluyor.
-Bugün ben sana dördüncü dili öğreteceğim. Dilin adı Bükçe. Kadınlar tarafından kullanılır. Sen buna “kadın dili” de diyebilirsin.
Güldü. Güldüğü zaman benim yanağımdaki gibi küçük bir gamzesi var, o ortaya cıkıyor.
-Kadınların ayrı bir dili mi var?
-Tabii ki. Eğer kadın dilini bilirsen bir kadınla yaşamak dünyanın en büyük zevkidir, ama bu dili bilmezsen hayatın kararabilir. O yüzden bir kadınla mutlu olmak isteyen her erkek Bükçe’yi öğrenmeli.

 İyi de niye Bükçe?
-Çünkü kadınlar konuşurken, genellikle söyleyecekleri sözü net söylemezler. Eğip bükerler; onun için dilin adını ;Bükçe” koydum.
-“Bükçe zor bir dil mi baba?” diye sordu gülerek.
-Bana bak, çok önemli bir konu ama eğleniyor gibisin, biraz ciddiye al. Bir kadınla mutlu olmak istiyorsan bu dili bilmen çok önemli. Çünkü kadınlar sözü bükerek bükçe konuşurlar sonra da senin sözün doğrusunu anlamanı beklerler. Felsefesini anlarsan kolay, anlamazsan zor. Mesela Çinli bir karın var, sen karına sürekli Fransızca "seni seviyorum” diyorsun ama karın hiç Fransızca anlamıyor. Fransızca "seni seviyorum” un onun için bir anlamı yoktur. Ona Çince seni seviyorum dediğinde seni anlayabilir.  
-Tamam baba, haklısın ciddiyetle dinliyorum. Peki, sence kadınlar neden bizimle aynı dili konuşmuyorlar, söyleyeceklerini direkt söylemiyorlar ?
-Bence bir kaç sebebi var. Birincisi, duygusal oldukları için, hayır cevabı alıp kırılmaktan korktuklarından sözlerini de dolaylı söylüyorlar. İkincisi, kadınlar dünyaya annelikle donanımlı olarak gönderildikleri için onların iletişim yetenekleri çok güçlü.
-Bu konuda biz erkeklerden bir sıfır öndeler yani.
-Ne bir sıfırı oğlum, en az on sıfır öndeler. Düşünsene, henüz konuşmayan, küçük bir çocuğun bile yüz ifadesinden ne demek istediğini hemen anlıyorlar. İşin kötüsü kendileri leb demeden leblebiyi anladıkları için biz erkekleri de kendileri gibi zannediyorlar. Onun için leb deyip bekliyorlar. Hatta bazen, leb demek zorunda kaldıkları için bile kızarlar. "Niye leb demek zorunda kalıyorum da o düşünmüyor?” diye canları sıkılır.
-Biz de bazen Canan’la böyle sorunlar yaşıyoruz. “Niye düşünmedin?” diye kızıyor bana.
-Kızarlar oğlum, kızarlar. Kadınlar ince düşüncelidirler, detaycıdırlar, küçük şeyler gözlerinden hiç kaçmaz. Bizim de kendileri gibi düşünceli olmamızı beklerler, fakat erkekler onlar gibi değil. Biz bütüne odaklıyız, onlar detaya. Beyinlerimiz böyle çalışıyor.
-Ne olacak baba o zaman, yok mu bu işin çaresi?
-Var dedik ya oğlum, Bükçe’yi öğreneceksin, bunun için buradayız. Hazır mısın?
-Hazırım baba.
-Bükçe bol kelime kullanılan bir dildir.  Biz erkeklerin on kelime ile anlattığı bir konu, Bükçe’de en az yüz kelime ile anlatılır. Dinlerken sabırlı olacaksın. Mesela karın o gün kendine elbise aldı, diyelim. Bunu sana “Bugün bir elbise aldım.” diye söylemez. Elbise almak için dışarı çıktığı -ndan başlar, kaç mağazaya gittiğinden, almak için kaç elbise denediğinden, indirimlerden, yolda gördüğü tanıdıklarından, alırken yaptığı pazarlıktan devam eder ve sana kocaman bir hikaye anlatır.
-Hikaye dili yani.
-Aynen öyle. Sen akıllı bir erkek olarak ona asla, “Hikaye anlatma, ana fikre gel,  kısa kes.” demeyeceksin. Böyle bir şey dediğinde bittin demektir. İster öyle de, istersen “seni sevmiyorum.” de. İki durumda da “seni sevmiyorum” demiş olacaksın.
-Ne alakası var baba “seni sevmiyorum” demekle “kısa anlat” demenin?
-Çok alakası var. Kadınlar dinlenmedikleri zaman sevilmediklerini düşünürler.
-Bu önemli. Bükçe’de dinlemek sevmektir diyorsun.
-Aynen öyle. Devam edelim. Bükçe ima dolu bir dildir. Kadınlar konuşurken bir şeyler ima etmeyi severler. Biz erkekler de imalı konuşuyoruz diye düşünürler ve gözlerimizle onlara ne demek istediğimizi çözmeye çalışırlar. Oysa erkeklerin ima yeteneği pek gelişmemiştir. Bizim kastımız söylediğimiz şeydir.
-Geçen hafta Canan bana “Bir kaç kilo daha versem gelinliğin içinde daha iyi duracağım.” dedi. Ben de “Böyle de iyisin.” dedim. Canı sıkıldı, bir kaç saat surat astı. ";Neyin var?” diye sordum. “Hiçbir şeyim yok.” dedi. Sence nerede hata yaptım?
-“Böyle de iyisin” derken o “de” ekini orda kullanmamalıydın. Canan bunu şöyle anlamıştır. “Böyle de fena sayılmazsın, eh işte, idare edersin ama tabi daha da iyi, daha da güzel olabilirsin.”
-Peki ne demem gerekiyordu?
-Şunu hiç unutma. Kadınlar kendileri ile ilgili, giysileri ile ilgili ya da aileleri ile ilgili bir soru soruyorlarsa, kesinlikle iltifat bekliyorlardır. Es kaza eleştirmeye kalkarsan yandın. Bunu hiç unutmazlar. O gün “Hayatım sen zaten Çok güzelsin, kilo vermeye falan bence ihtiyacın yok.” deseydin,  günün zehir olmazdı. Mesela bir gün kucağına oturup “Ağır mıyım?” derse sakın ;Evet, biraz” falan deme “Hayır” de. Yoksa bir daha kucağına oturmaz.
-Yani diyorsun ki bir kadın her daim güzeldir, her giydiği yakışır ve her kadının annesi bir hanımefendi, babası da beyefendidir. Bana ne yaparlarsa yapsınlar.
-Aferin oğlum, çok hızlı anlıyorsun bana çekmişsin. Kadının, kendi anne babasıyla sorunu olsa, kendi eleştirir ama asla senin eleştirmeni kabul etmez. Bunu kendine hakaret olarak alır.
-Ve asla unutmazlar, değil mi?
-Aynen öyle. Yıllar once annene, annesi için “Biraz cimri.” demiştim. Hala “Sen benim annemi sevmezsin.” der ve annesi bize bir şey aldığında gözüme sokar, en çok göreceğim yere koyar.
-Hadi o konularda dilimi tutarım da, şu ima işini çözmek zor geldi.
-Zor gibi ama biraz gayret edersen çözersin. En önemlisi imaları anlayacaksın ama “Sen şunu mu demek istiyorsun?” diye asla yüzüne vurmayacaksın.
-Anladım. Anlayacaksın ama anladığını belli etmeyeceksin. Buna şöyle de diyebiliriz. O beni iğnelediğinde “Niye bana iğne batırıyorsun?” Diye sormayacağım, o iğneyi ben kendi kendime batırmışım gibi yapacağım.
-Güzel ifade ettin oğlum. Mesela dün öğlen annen beni aradı. “Akşama tok mu geleceksin?” diye sordu. Beni biliyorsun akşam yemeklerinde hep evdeyimdir. Kırk yılda bir dışarıda yerim onu da haber veririm. Tabi ben hemen anladım annenin ne demek istediğini. “Tok gel, yemekle uğraşmak istemiyorum” demek istiyor. Anladım ama tabi “Ne demek istiyorsun?” demedim.
-Dün çok yorulmuştu baba, düğün alışverişine çıkmıştık.
-Bunun pek çok sebebi olabilir. Yorulmuş olabilir, bir kabul gününden tok gelmiş olabilir, bin beş yüzüncü diyetine başlamış ve o gün yemekle uğraşmak istemiyor olabilir. Ama bunu biz erkekler gibi kısa yoldan "Canım benim karnım tok, sen de dışarıda bir şeyler ye, ya da yorgunum, gelirken bir seyler getir yiyelim.” demez. Sanki böyle derse, iyi ev kadını rütbesi tozlanacak, mevki kaybedecek. İlla Bükçe anlatacak, asık bir yüzle karşılaşmamak için senin de anlaman gerekiyor. “Hayır, evde yiyeceğim ama istersen hazır bir şeyler alıp geleyim, ne dersin?”dedim. “Tamam.” dedi. Döneri sever biliyorsun, dün eve giderken, ekmek arası döner yaptırdım. Onun dönerini de porsiyon yaptırdım. Bunu düşündüğüm için ayrıca sevindi. O da diyette, düğünde daha zayıf görünme derdinde bu sıralar.
-Bu Bükçe’de kısa konuşma yok mu baba?
-Var ama yerinde olsam hiç tercih etmezdim. Kadın konuşmuyorsa ya da kısa konuşuyorsa kesin ciddi bir sorun var demektir. Mesela baktın canı sıkkın, soruyorsun, “Neyin var?” diye. “Hiçbir şeyim yok.” diyorsa, aman bir şeyi yokmuş diye bırakma. Yoksa az sonra, çok ilgisiz olduğundan yakınarak, ağlamaya başlar.
-Bükçe’de “Hiçbir şey yok.” demek ";Çok şey var, benimle ilgilen.” demek oluyor, o zaman.
-Evet. Biz erkekler “Bir şey yok.” diyorsak ya gerçekten bir şey yoktur, sadece başımızı dinlemek istiyoruzdur ya da bir sey vardır ama; “Şu anda konuşacak bir şey yok.” diyoruzdur. Her ikisinde de konuşmak istemiyoruzdur. Ama kadınlar ilgiyi sevgi olarak gördükleri için "Bana değer veriyorsan, ilgilen ki anlatayım.” demek istiyordur. Çok nadiren gerçekten anlatmak istemiyor olabilir, o zaman da fazla üstüne varıp bunaltmayacaksın tabi.
-Bir arkadaşım da “Kadınların ‘Peki.’ demesi tehlikelidir” demişti.
-Doğru. Bir kadının ağzından çıkan kuru bir ‘peki’, ‘olur’, ‘tamam’ her zaman tehlikelidir. Bu Bükçe’de “Şimdi tamam diyorum ama acısını daha sonra çıkaracağım.” demektir. Sana en kısa zamanda kesin bir ceza keser. Fakat pekinin yanında “Peki canım, olur hayatım” gibi bir hoşluk ekliyorsa korkmaya gerek yok.
-Zor bir dil baba.
-Yok yok gözün korkmasın, her yabancı dil gibi. İlk başlarda biraz çalışacaksın, pratik yapacaksın, bazen hatalar yapacaksın, dikkat edeceksin sonra otomatiğe bağlanırsın. Kolay yanı şu; senin bükçe konuşman gerekmiyor. Dili anlaman yeterli.
-Anlamak da pek kolay değil ama.
-Korkma, o kadar zor değil. En önemli kuralları ben sana öğretiyorum zaten. Devam edelim. Kadınlar istediklerini söylemek zorunda kalınca, düşünemediğimiz için biz erkeklere kızarlar ve konuşurken suçlayarak konuşurlar; fakat suçladıklarının farkında olmazlar. Sitem ediyoruz zannederler.
-Nasıl yani?
-Mesela, karın sana “Ne zamandır dışarı çıkmadık.” derse bunu suçlama olarak üstüne alma, canı seninle gezmek istiyordur, bunu sen düşünüp teklif etmediğin için kalbi kırılmıştır. Maksadı seni suçlamak değildir. “Daha geçenlerde gezmeye gittik.” gibi bir savunmaya girme. "Tamam canım haklısın, ben de istiyorum, en kısa zamanda gideriz.” de, konu kapanır. Tabi ilk fırsatta da sözünü yerine getirirsen iyi olur.
-Küçük ama önemli detaylar.
-Aynen öyle. Mesela karın “Üşüdüm.” diyorsa, "Üstünü kalın giy.” demeni ya da kombiyi açmanı değil, ona sarılmanı istiyordur.
-Keşke okullarda öğretselerdi biz erkeklere Bükçe’yi. Ne kadar erken başlasak o kadar çabuk kavrayabilirdik belki.
-Haklısın, aslında ben de sana öğretmek için geç kaldım. Neyse zararın neresinden dönülse kardır.
-Not mu alsaydım… Epeyce detayı varmış dilin.
-Sen bilirsin oğlum, unutacaksan al. Keşke ben de not alıp gelseydim. Umarım sana eksik öğretmem. Şimdi aklıma geldi. Kadınların en nefret ettiği sözcük “Fark etmez.”dir. “Fark etmez”i kadınlar “Hiç umurumda değil, ne yaparsan yap.” diye anlarlar.  
-En değerli sözcük nedir?
-Sen bil bakalım.
-“Seni seviyorum.” herhalde.
-Evet, kadınlar “Seni seviyorum.” sözünü sık sık duymak isterler. Biz erkekler ";Söylemiştim, zaten biliyor.” diye bu konuda gaflete düşmemeliyiz.
-Bükçe sadece konuşma dili midir baba? Bunun bir de davranış dili var gibi geliyor bana.
-Zekan kesinlikle bana çekmiş. Ben de tam ona geliyordum. Davranışlar da çok önemli tabii. kadınlar küçük şeylere önem verirler. Akşam ona sarıl, televizyon izliyorsan sarılarak izle. Gündüz onu düşündüğünü ifade etmek için kısacık da olsa bir mesaj gönder, küçük sürprizler yap. O yemek hazırlarken ona yardım et, salata yap, çay demle.
-Akşam gelip sırt üstü yatmak yok yani.
-Gözünde büyütme. Sayınca çok şey gibi görünüyor ama aslında bunlar zaman alacak, zor ve masraflı şeyler değil. Sen bu küçük şeylere dikkat et, zaten karın sana paşa gibi davranır, seni yormaz. Bir erkek bu küçük şeylere dikkat etmezse zamanını karısıyla büyük kavgalar yaparak geçirir. Sevgiyle geçirmek varken niye kavgayla geçiresin ki? Kadınlar çok vericidir ama, eğer sen hep alıp hiç vermezsen, bir gün birden patlarlar. Küçük küçük alırlarsa, büyük büyük verirler.
-Tamam baba, bunlara dikkat edeceğim.
Garson yemek tabaklarını kaldırırken oğlumun telefonu çalmaya başladı. Belli ki nişanlısı arıyor, konuşmak için deniz kenarına doğru adımlamaya başladı. Az sonra geldi.
-Baba çok teşekkür ederim. Bükçe’yi anlamaya başladım. Canan aradı. “Salonun perdeleri ne renk olsun karar veremedim, yarın birlikte mi baksak?” dedi. Tam “Fark etmez, sen seç.” diyecektim ki bunu senin söylediğin gibi “Ev de perde de umurumda değil.” gibi anlayacağı aklıma geldi. “Tabii canım, istersen birlikte bakabiliriz ama ben senin zevkine güveniyorum, sen seç istersen.” dedim, çok mutlu oldu. Kendi seçecek.
-O zaten perdeyi çoktan seçmiştir de kadınlar illa yaptıklarını onaylatmak isterler. Birlikte de gitsen o seçtiği perdeyi almak isteyecektir. Biz erkekler onların ne demek istediklerini anlarsak, işlerden kolay sıyırırız.
-Baba tekrar teşekkür ederim. Bu iyiliğini hiç unutmayacağım.  Bana Bükçe’yi öğretmeseydin halimi düşünmek bile istemiyorum.

Şanslısın oğlum. Benim seninki gibi bir babam yoktu. Bunları deneye yanıla öğrenmem yıllarımı aldı. Sen yine iyisin, hazıra kondun. Güle güle kullan, isteyene de öğret, herkes de güle güle kullansın. Kullansınlar ki yüzleri gülsün.



Sema Maraşlı’nın Eşimle Tanışmayı Unutmuşuz kitabından….

Get free blog up and running in minutes with Blogsome
Theme designed by Jay of onefinejay.com