Northern Cyprus Tourism

May 26, 2009

Yapabilseydim

Filed under: Güzel Hikayeler

YAPABİLSEYDİM !

   Genç bir insanken,dünyayı değiştirmek istemiştim.Ne var ki dünyayı değiştirmenin çok zor olduğunu gördüm,bu yüzden ulusumu değiştirmeye  çalıştım.Ulusumu değiştiremeyeceğimi anladığımda ,yaşadığım kente diktim gözlerimi.Ne var ki yaşlı bir adam olarak kentimi değiştiremedim;o zaman ailemi değiştirmeye karar verdim…

   Şimdi yaşlı bir insan olarak,tek değiştirebileceğim şeyin kendim olduğunun farkına vardım ve birden anladım ki,eğer uzun süre önce kendimi değiştirseydim ailemi etkileyebilirdim.Ben ve ailem kenti etkilerdik…Kentin etkisi ulusu değiştirirdi ve ben dünyayı değiştirebilirdim,gerçekten de…

                             bir keşiş

May 5, 2009

Filed under: Genel

     
        2003 yılında esmeye başlayan barış ve çözüm rüzgarlarının ülkemizde yaratmış olduğu olumlu hava ile birçok dış yatırımcının yöneldiği ve ekonominin bir anda tavan yaptığı ülkemizde maalesef çözüme ulaşılmadığı için, ülke ekonomisinde yeniden bir daralma oluştu.  Özellikle dünyada yaşanan ekonomik krizin etkileride ülkemizde yaşanan krizi tetikledi.  Bugün içinde bulunduğumuz durumun akılcı politikalarla aşılması  mümkündür. Özellikle turizmdeki  avantajlarımızı kullanır ve 2009 yılında imzalanması planlanan çerçeve antlaşmasının sinyalleri ile dünyayı ikna edebilirsek, Mayıs ayından başlayarak ciddi bir şekilde ekonomide rahatlama sağlayabiliriz.
    Nedir Turizmdeki avantajlarımız;
    Euro zonunun dışında olmak, Sterling ve Tl kullanmak… Tüm dünyada ülkemizi Euro ve Dolar kullanan ülkelere göre oldukça cazip bir destinasyon haline getirmiştir.
    Dünyada artan kriminal suçlara göre ülkemizdeki suç oranlarının az olması –Güvenli bir ülke – oluşumuz.
    Kültür, doğa ve çevre yönünden hala daha avrupanın en bakir
destinasyonlarından oluşumuz ve insanımızın turiste karşı olan oldukça misafirper yaklaşımları.
    Tabi tüm bu değerleri korurken içteki ev ödevlerimizide hızlı bir şekilde tamamlamak şart.
   Öte yandan 2009 sonu 2010 başında Kıbrısta imzalanması hedeflenen çerçeve antlaşması yabancı yatırımcıları yeniden ülkemizde yaşanacak ekonomik gelişmeden pay almak için yatırımlarını yoğunlaştıracağı bir dönem olacaktır. Bu da ciddi anlamda emlak sektörünü  hareketlendirerek turizmin ve inşaat sektörünün yaratacağı tetikleme etkisi ile ülkemizdeki tüm sektörlerin yeniden canlanmasını sağlayacaktır. Bu noktada doğru politikaları geliştirmek,  doğru kural ,yöntem ve uygulamalarla hareket edilirse önümüzdeki yıllarda ülkemiz her anlamda gercek bir cennet olabilir.

 

     Özellikle turizmde yatak sayısının teşvik edilmesi durdurulmalı, ve pastayı büyütmek için özellikle turist taşımacılığı yapacak charter seferler teşvik edilmeli, yeni destinasyonlar açılırken, mevcut destinasyonlarda geliştirilmelidir. Bununla birlikte ülkedeki atıl yatak kapasitesi yeniden ekonomiye kazandırılmalı, ve ülkenin toplam kalitesinin artırılması için ülkede topyekün yeniden bir yapılandırılmaya gidilmelidir.
   Özellikle insanımızın yeniden turizme döndürülmesi sağlanmalı ve bunun için gerekli tedbirler alınmalıdır. Turizm yeniden şekillendirilirken içe (otele ) dönük değil, dışa( ülke geneline) yayılacak katma değer yaratan modeller geliştirilmeli ve turizm bu eksende çeşitlendirilmelidir ki ülkenin kıt kaynakları tüketilirken  halkın tümü turizmden eşit pay alabilsin. Ve en fazla katma değer sağlanabilsin.

 

 

Saygılarımla,

 

Mehmet Dolmacı
KITOB
Başkan

Eskiler

Filed under: Güzel Hikayeler

 Benim çocukluğumda annelerimiz çalışmazdı.
      Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım.
      Hatta babanım bile anahtarı yoktu. Annem evimizin bir parçası gibiydi,hep evdeydi.
      Heryere birlikte giderdik, zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu ki.

      En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı.
      Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani.
      Cafelerde, alış veriş merkezlerinde buluşmazdık.
      Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya, zıplaya yürüyerek gelirdik.
      Servis falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi.
      Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile  dalardık.
      Annelerimiz bu durumu bildiklerinden kardeşlerimizle bizlere ekmek arası bir şeyler hazırlar gönderirdi.
      Mahallemizdeki teyzeler annemiz gibiydi. Susayınca girer evlerine su  içerdik.
      Ya da pencereden bir sürahi bir bardak uzatır, hepimiz aynı  bardaktan kana kana içerdik.
      Kısacacı evine girip gelen ( ki sadece çişi gelen giderdi evine ) elinde mutlaka yiyecekle dönerdi.
      Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi.
      Bu bazen bir kurabiye bazen bir meyve olurdu.

      Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın üstüne koyar oyun bitince geri alırdık.
      Çok garip ama kimse almazdı. Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi.
      Düşünce kaldırırlar, kavga edince barıştılırdık. Polisler gelmezdi kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı.
      Sonra kavgalarımız da öyle ustura, falçata ile olmaz, onlar nedir
      bilmezdik bile, asla kanla falan da bitmezdi, en fazla saçlarımızdan
      çeker, hayvan adları sayar, tekme atar, yine oyuna dalardık.
      Birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık.
      Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık.
      Azar işitip, acillere taşınmazdık. Düşerdik ekmek çiğner basarlardı
      alnımıza, oyuna devam ederdik. Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik.

      Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim.
      Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki. Komşumu tanımıyorum ama evinin camında,
      temizliğe gelen kadını haftada bir görür kolay gelsin der konuşurum.
      Onun dışında orada kim oturur hiç bilmem.
      Evimizi kendimiz temizlerdik, kapı silmece ; bilmem kaç kuruş
      hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik işleri.
      Evlerimiz var içinde yaşayan yok. Parklarımız var içinde oynayan çocuk yok.
      Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks binalar, ışıl ışıl vitrinler, girip çıkan yapay insanlar…
      Ruh yok, buz gibi buz, bu biz değiliz..

      Tahta iskemlelerimiz de oturan yaşlılarımız, onlara dede, nene diye hatırını soran çocuklarımız yok oldu.
      Ben kapılarında ‘ vale ‘ lerin, ‘ bady ‘ lerin beklediği yerlerden hep korkmuş çekinmişimdir.
      Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızıp, taksidini bitiremediği
      arabanın anahtarını, hiç tanımadığı birine vermek ters gelir bana.
      Benim değildir bu kültür.
      Ne ruhuma, ne kültürüme ne de cüzdanıma hitap eder.
      Nedir bunlar?
      Reklamlarla desteklenen beyni, ruhu ele geçirilmiş insanlar olduk.
      Birbirimize yabancı, yalnızlıklarımızla yaşar olduk.
      İyi de neden böyle olduk ?
      Biz mi istemiştik?
     
      Her toplum haketiği gibi yönetilir derler ya,hakettiği gibide yaşar diyelim mi ?
      (Yazari bilinmiyor)

Fare Öyküsü

Filed under: Güzel Hikayeler

Fare Öyküsü

 
Evin  minik faresi, duvardaki çatlaktan bakarken çiftçi ve eşinin mutfakta bir paketi  açtıklarını gördü. Kendi  kendine: 
 -   "İçinde hangi yiyecek var acaba ?" diye düşündü. 
 
Bir  süre sonra gördüğü paketin bir fare kapanı olduğunu anladığında yıkılmıştı. 
-   "Evde bir fare kapanı var!, evde bir fare kapanı var!" diye bağırarak telaşla  bahçeye fırladı. 
 

Minik  fareyi telaş içinde gören tavuk, umursamaz ve bilgiç bir tavırla başını kaldırdı  ve gıdakladı: 
 
-  "Zavallı farecik…Bu senin sorunun benim değil. Bana bir zararı olamaz küçücük  kapanın" dedi. 
 
Tavuktan  destek bulamayan farecik bu sefer telaşla domuzun yanına koştu ve, -  "Evde bir fare kapanı var!, evde bir fare kapanı var!" diye 
adeta çırpındı.  Domuz  anlayışla karşıladı ama, 
 
-  "Çok üzgünüm fare kardeş ama dua etmekten başka yapacağım bir şey yok. Dualarımda olacağından emin ol" 
dedi. 
 

Minik  fare çaresizlik içinde ineğe döndü ve , 
 
-  "Evde bir fare kapanı var, evde bir fare kapanı var!" dedi. 
 
İnek; -"Bak  fare kardeş, senin için üzgünüm ama beni ilgilendirmiyor." dedi. 
 
Sonunda  farecik, başı önde umutsuz şekilde eve döndü. Çiftçinin fare tuzağı ile bir gün  tek başına karşılaşmak 
zorunda olduğunu anladı…. 
 


O  gece evin içinde sanki ölüm sessizliği vardı. Minik farecik aç ve susuzdu. Tam  yorgunluktan gözleri kapanacaktı 
ki birden bir ses duyuldu. Gecenin sessizliğini  bölen gürültü, fare kapanından geliyordu. 
 
Çiftçinin  karısı, ne yakalandığını görmek için yatağından fırladı ve mutfağa koştu. 
 
Karanlıkta  kapana, zehirli bir yılanın kuyruğunun kısıldığını fark edememişti. 
 
Kuyruğu  kapana kısılan yılanın canı yanıyordu ve aniden çiftçinin karısını ısırdı. 
 


Çiftçi,  karısını apar topar doktora götürdü. Doktor, zehiri temizledi sardı. Çiftçi  karısını eve getirdi, yatırdı. 
Karısının ateşi yükseldi ve bir türlü düşmüyordu.  Kadıncağız ateş ve ter içinde kıvranıp duruyordu. 
 
Böyle  durumlarda taze tavuk suyunun gerekli olduğunu herkes bilir, çiftçi de bıçağını  alıp bahçeye koştu. 
 
Karısı  taze tavuk suyu çorbasını içti, biraz kendine geldi. 

 

Karısının hastalığını duyan  komşular ziyarete geldiler.  Onlara  ikram etmek için çiftçi domuzunu kesti……

Çiftçinin  karısı gittikçe kötüye gidiyordu. Yılan, belli ki çok zehirliydi. Birkaç  gün sonra çiftçinin karısı iyileşemedi 
ve öldü. 
 
Cenazesine  çok sayıda kişi gelince hepsine yeterli et sağlamak için çiftçi ineği mezbahaya  yolladı…..


 
 
Fare  tüm bu olanları büyük üzüntü ile duvardaki deliğinden izledi. Birisi,  sizi ilgilendirmediğini düşündüğünüz bir tehlike ile 
karşı karşıya ise hepimizin  aynı tehlikede olabileceğini hatırlayalım. Hepimiz  yaşam denilen bu yolculukta yer alıyoruz. 
Diğerimiz için bir gözümüzü açık tutmalı ve  diğerlerini cesaretlendirmek için çaba harcamalıyız…. 

‘Asıl önemli olan ve memleketi temelinden yıkan, halkını esir eden, içerideki cephenin suskunluğudur. 
Mustafa Kemal Atatürk‘’

Get free blog up and running in minutes with Blogsome
Theme designed by Jay of onefinejay.com