Northern Cyprus Tourism

May 5, 2009

Eskiler

Filed under: Güzel Hikayeler

 Benim çocukluğumda annelerimiz çalışmazdı.
      Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım.
      Hatta babanım bile anahtarı yoktu. Annem evimizin bir parçası gibiydi,hep evdeydi.
      Heryere birlikte giderdik, zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu ki.

      En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı.
      Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani.
      Cafelerde, alış veriş merkezlerinde buluşmazdık.
      Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya, zıplaya yürüyerek gelirdik.
      Servis falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi.
      Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile  dalardık.
      Annelerimiz bu durumu bildiklerinden kardeşlerimizle bizlere ekmek arası bir şeyler hazırlar gönderirdi.
      Mahallemizdeki teyzeler annemiz gibiydi. Susayınca girer evlerine su  içerdik.
      Ya da pencereden bir sürahi bir bardak uzatır, hepimiz aynı  bardaktan kana kana içerdik.
      Kısacacı evine girip gelen ( ki sadece çişi gelen giderdi evine ) elinde mutlaka yiyecekle dönerdi.
      Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi.
      Bu bazen bir kurabiye bazen bir meyve olurdu.

      Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın üstüne koyar oyun bitince geri alırdık.
      Çok garip ama kimse almazdı. Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi.
      Düşünce kaldırırlar, kavga edince barıştılırdık. Polisler gelmezdi kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı.
      Sonra kavgalarımız da öyle ustura, falçata ile olmaz, onlar nedir
      bilmezdik bile, asla kanla falan da bitmezdi, en fazla saçlarımızdan
      çeker, hayvan adları sayar, tekme atar, yine oyuna dalardık.
      Birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık.
      Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık.
      Azar işitip, acillere taşınmazdık. Düşerdik ekmek çiğner basarlardı
      alnımıza, oyuna devam ederdik. Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik.

      Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim.
      Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki. Komşumu tanımıyorum ama evinin camında,
      temizliğe gelen kadını haftada bir görür kolay gelsin der konuşurum.
      Onun dışında orada kim oturur hiç bilmem.
      Evimizi kendimiz temizlerdik, kapı silmece ; bilmem kaç kuruş
      hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik işleri.
      Evlerimiz var içinde yaşayan yok. Parklarımız var içinde oynayan çocuk yok.
      Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks binalar, ışıl ışıl vitrinler, girip çıkan yapay insanlar…
      Ruh yok, buz gibi buz, bu biz değiliz..

      Tahta iskemlelerimiz de oturan yaşlılarımız, onlara dede, nene diye hatırını soran çocuklarımız yok oldu.
      Ben kapılarında ‘ vale ‘ lerin, ‘ bady ‘ lerin beklediği yerlerden hep korkmuş çekinmişimdir.
      Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızıp, taksidini bitiremediği
      arabanın anahtarını, hiç tanımadığı birine vermek ters gelir bana.
      Benim değildir bu kültür.
      Ne ruhuma, ne kültürüme ne de cüzdanıma hitap eder.
      Nedir bunlar?
      Reklamlarla desteklenen beyni, ruhu ele geçirilmiş insanlar olduk.
      Birbirimize yabancı, yalnızlıklarımızla yaşar olduk.
      İyi de neden böyle olduk ?
      Biz mi istemiştik?
     
      Her toplum haketiği gibi yönetilir derler ya,hakettiği gibide yaşar diyelim mi ?
      (Yazari bilinmiyor)

Comments »

The URI to TrackBack this entry is: http://mehmetdolmaci.blogsome.com/2009/05/05/eskiler/trackback/

No comments yet.

RSS feed for comments on this post.

Leave a comment

Line and paragraph breaks automatic, e-mail address never displayed, HTML allowed: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <code> <em> <i> <strike> <strong>



Anti-spam measure: please retype the above text into the box provided.

Get free blog up and running in minutes with Blogsome
Theme designed by Jay of onefinejay.com